Posts Tagged ‘türkiye’

Kayıp Tarihimiz

kayip-tarihimiz

Taha Akyol’un Kayıp Tarihimiz isimli kitabını okuyorum. Sayın Akyol, Bir bölümde Amerikalı Tarihçi Justin McCarthy’in 2009 yılında katıldığı bir televizyon programında Osmanlı’nın 1900’lü yıllarındaki modernleşme girişimleri ve Sultan Abdülhamit’in yenilikleri hakkındaki konuşmalarına yer vermiş. Mc Carthy şöyle diyor: “Modernleşme ve kalkınma aslında kendi içinde zaten zordur… Osmanlılar hem kendi halkını ikna etmek zorunda kaldı, hem de kendi zihinlerini ve akıllarını değiştirmek zorunda kaldılar. Ama sürekli Avrupalıların da saldırısına uğradılar. Sadece Avrupa askerlerinin değil, Avrupalı bankacıların, Avrupalı iş adamlarının, diplomatlarının bir anlamda saldırılarına uğradılar ve kalkınmaları imkânsız hale geldi…”
 
Evet, McCarthy son derece haklı. Günümüzde de Sultan Abdülhamit gibi siyaset adamlarının yapmaya çalıştığı yenilikler ve büyüme hareketi; “Muasır medeniyetlerin üstüne çıkma” hedefi gerek içte yetişmiş FETÖ, PKK, DHKP-C vb. virüslerle engellenmeye çalışılıyor gerekse de CIA-MOSSAD ortaklığı ile dışarıdan ülke içinde kaos ortamı oluşturulmaya çalışılıyor. Ayrıca Avrupalı, Amerikalı ve İngiliz iş adamlarının ülke borsası üzerindeki oyunları da azımsanmayacak derece büyük… Durum bu haldeyken, dolar 3,40 TL seviyesine gelmişken darbe püskürtüp, sınır ötesi operasyon yapabiliyor bir taraftan da büyük enerji yatırımları yapıp, kentleşme alanında, sağlık alanında, eğitim alanında atılımlar yapıyorsak şunu unutmamalıyız! 1876’dan sonra ülkenin bir ucundan diğer ucuna kadar Hicaz demiryolu hattını döşeyen, İstanbul Üniversitesi, Galatasaray Lisesi gibi kurumları faal hale getiren, posta teşkilatını, Şişli Etfal Hastanesini, Darülaceze’yi kuran Abdülhamit’in ülkesi 1923’de yok oldu…
 
Sözün kısası şu ki; bugünün Abdülhamit’lerine yarın oturup ağlamamak, dövünmemek için destekçi olmalıyız. Bunu siyaset yapmak için söylemiyorum. Kimsenin koltuğu, orada oturup-oturmaması da umurumda değil, sadece geçmişten ders çıkartalım. Bugün yapılan tüm kalkınma ve gelişim hareketlerinde madden ve manen destek olalım. Birkaç kişinin yapmaya çalıştığıyla değil, bir karınca yuvasında yaşıyormuşcasına herkesin birlikte hareket etmesiyle büyüyebiliriz. Herkesin bir olmasıyla “Muasır medeniyetlerin üstüne çıkabiliriz.”
 
Sultan Abdülhamit’in otuz üç yıllık hükümdarlığında Osmanlı’ya kazandırdıkları
 
1. Mülkiye(Siyasal Bilgiler), Fakülte düzeyine getirilerek açıldı
2. Memurlara sicil tutulmaya başlandı
3. Eski Eserler Müzesi açıldı
4. Hukuk Fakültesi açıldı
5. Muhasebat Divanı (Sayıştay) kuruldu
6. Güzel Sanatlar Fakültesi açıldı
7. Ticaret Fakültesi açıldı
8. Yüksek Mühendislik Fakültesi açıldı
9. Dârülmuallimât (Kız Öğretmen Okulu) açıldı
10. Terkos Suyu hizmete girdi
11. Bütün yurtta İdadiler (Lise) açılmaya başlandı
12. Ziraat Bankası kuruldu
13. Bursa’da İpekhane açıldı
14. Halkalı Ziraat ve Veterinerlik Fakülteleri (Halkalı Ziraat ve Baytar Mekteb-i Âlisi) açıldı
15. Bursa Demiryolu hizmete girdi
16. Aşiret Okulu açıldı
17. Bütün yurtta Rüşdiyeler (Ortaokul) açılmaya başlandı
18. Kudüs Demiryolu hizmete girdi
19. Ankara Demiryolu hizmete girdi
20. Hamidiye Kâğıt Fabrikası kuruldu [29]
21. Kadıköy Gazhanesi kuruldu
22. Beyrut’ta liman ve rıhtım inşa edildi
23. Osmanlı Sigorta Şirketi (Osmanlı Umum Sigorta Şirketi) [30] kuruldu
24. Kadıköy Su Tesisatı hizmete girdi
25. Selanik-Manastır Demiryolu hizmete girdi
26. Şam Demiryolu hizmete girdi
27. Eskişehir-Kütahya Demiryolu hizmete girdi
28. Galata Rıhtımı inşa edildi
29. Beyrut Demiryolu hizmete girdi
30. Darülaceze(Kimsesizler yurdu) hizmete girdi
31. Mum Fabrikası kuruldu
32. Afyon-Konya Demiryolu hizmete girdi
33. Sakız Adası’nda Liman ve Rıhtım inşa edildi
34. İstanbul-Selanik Demiryolu hizmete girdi
35. Tuna Nehri’nde Demirkapı Kanalı açıldı
36. Şam-Halep Demiryolu hizmete girdi
37. Şişli Etfal Hastanesi hizmete girdi
38. Hicaz Telgraf hattı kuruldu
39. Hama Demiryolu hizmete girdi
40. Basra-Hindistan Telgraf hattı Beyoğlu’na bağlandı
41. Hamidiye Suyu hizmete girdi
42. Selanik’te Liman ve Rıhtım inşa edildi
43. Haydarpaşa Liman ve Rıhtımı inşa edildi
44. Maden Fakültesi açıldı
45. Şam Tıp Fakültesi açıldı
46. Haydarpaşa Askeri Tıp Fakültesi açıldı
47. Trablus-Bingazi Telgraf hattı kuruldu
48. Konya Ereğlisi’nde demiryolu hizmete girdi
49. Trablus Telsiz İstasyonu kuruldu
50. Bütün yurtta Telsiz İstasyonları kuruldu
51. Medine Telgraf Hattı kuruldu
52. Şam’da Elektrikli tramvay hizmete girdi
53. Hicaz Demiryolu hizmete girdi. 27 Ağustos’ta İstanbul’dan kalkan tren, 3 gün sonra Medine’ye ulaştı.
54. İlk rakı fabrikası Umurca açıldı.
55. İlk bira fabrikası Bomonti açıldı.

Yeni Göktürk Devleti

Yeni Göktürk Devleti Bayrağı tasarımı Engin Dinç’e aittir.

 

Türk Irkına yeni bir bakış açısı getirmek ve eski bir yeniyi var edebilmek için…

Hepinize uğurola!

Hayatını başka medeniyetlerin çerçevesi içinde geçirmeyi hiçbir zaman kabullenememiş, özgürlüğüne ve yüksek medeniyetine düşkün olan Türk Irkı kurduğu büyük devletlerle dünyaya adını hep altın harflerle yazdırmıştır.

İlk çağdan sonra İslam Kültür ve Medeniyeti ile de tanışmasıyla birlikte gücüne güç katan Türkler cihan hâkimiyetine talip olmuş ve birçok alt kimliği bünyesinde barındıran dev imparatorluklar inşa etmiştir.

Çağın en büyük devletlerinden olan Büyük Hun İmparatorluğu’ndan sonra Göktürk Devleti Türklerin tarih sahnesinde unutulmayacak ve devralınamayacak bir yer edinmesine neden olmuştur.

Orhun Vadisi-Fotoğraf: "Harhorin" by Frithjof Spangenberg - Yükleyenin kendi çalışması (own photography). Licensed under CC BY-SA 2.5 via Wikimedia Commons - http://commons.wikimedia.org/wiki/File:Harhorin.jpg#/media/File:Harhorin.jpg

Orhun Vadisi-Fotoğraf: “Harhorin” by Frithjof Spangenberg – Yükleyenin kendi çalışması (own photography). Licensed under CC BY-SA 2.5 via Wikimedia Commons – http://commons.wikimedia.org/wiki/File:Harhorin.jpg#/media/File:Harhorin.jpg

Bumin Kağan’ın önderliğinde Orhun Vadisi’nde kurulan Birinci Göktürk Devleti ile Türk ismiyle tarih sahnesine adım atan ırkımız daha sonra İkinci Göktürk Devleti’yle yoluna devam etmiştir.

Zamanla yaşanılan coğrafyaların değişmesi ve farklı toplum ve farklı kültürlerle de etkileşime girilmesiyle Türk Irkında farklılaşmalar ve kültür kopmaları yaşanmıştır. Bunun en büyük göstergesi de günümüzün en büyük Türk Devleti olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin damgalarıdır (alfabesidir). Kullandığımız damgalar Latin damgalarıdır. Bizim kültürümüzü ve özümüzü yansıtan damgalar ise Göktürk Damgalarıdır. Latin damgalarından ya da Arap damgalarından daha kolay bir şekilde öğrenilebilen damgalarımızla yazmak hem daha kısa ve kolay hem de daha özgündür.

Sevgili Gökbey Uluç ve kardeşi Cafer Uluç’un önderliğinde bugün bir araya gelerek bu çayırlara ekmeye başladığımız tohumlar yarın dev ormanlar olacak ve belki de üçüncü Göktürk Devleti tarih sahnesine yeniden çıkacaktır. Göktürkçe konuşma dili, eserler, edebiyat, kültür, sanat bizi ister istemez üçüncü bir Göktürk Devleti’nin var edilmesine götürecektir.

Haritaların köşeleri ya da uluslararası antlaşmalar bizlere sınır olamayacak, yeni ve dev bir Türk devleri kurularak belki de İslamiyet Kültürü ile de harmanlanarak hayal edilen dünya hâkimiyeti yeni Osmanlı ile değil yeni Göktürk ile sağlanacaktır.

Son zamanlarda Türkleri tarih sahnesinde görmek istemeyenlerin hain oyunların bir tanesi de psikolojik baskı ve mesajlardır. “Siz eskisi kadar güçlü değilsiniz!” , “O eskidendi!”, “Biz eski Türkler gibi değiliz!” gibi psikolojik telkinlerle gardımızı düşürerek bizleri tarih sahnesinden tamamen silme arzusunda olanlara biz destanlarımızlacevap veririz!

Hatırlayın! Ergenekon Destanı, Bozkurt Destanı, Türeyiş Destanı…

Irkımız bu destanları dünya literatürüne kazandırdığında bu destanları okuyanların tüylerinin diken diken olmasından ve Türklerden korkmalarından daha doğal ne olabilir ki?

Tarih sahnesinde bilinen 2500 yıllık köklü geçmişiyle Türkler geçmişten günümüze kadar toplam 144 devlet, beylik ve özerk cumhuriyet kurmuştur. 145. Devlet belki de Yeni Göktürk Devleti olacaktır…

Unutmayınız; “İnanmak başarmanın yarısıdır…”

Engin Dinç
23/04/2015

Farkında olmadığımız; biz

Dünyanın herhangi bir ülkesinin vatandaşının ülkemize geldiğinde hayran kaldığı fakat bizim farkında dahi olmadığımız özelliklerimizden bir tanesi de toplumsal kardeşlik ve akrabalıktır. Başka hiçbir toplumda görülmeyen bir akrabalık türü…

Amerika da, Avrupa da bir çocuk annesine mama, babasına papa diye hitap eder. Başka insanlarla iletişim kurarken onlara “siz” der ya da isimleriyle hitap eder. Oysa bu durum bizde çok farklıdır. Biz İslam’ı özümsemiş bir toplumuz. Allah (c.c.) Kelam-ı Kadim olan Kur’an-ı Kerim’in Hucurat Suresi 10. Ayetinde şöyle buyuruyor: “Müminler ancak kardeştirler.”[1] İşte biz toplumsal akrabalığımızı bu mukaddes ve ilahi emirden alıyoruz. Toplumumuzun üyesi bir birey kadar dünyada kardeş sahibi, amca-dayı, hala-teyze sahibi başka bir kimse yoktur.

Bizden birisi yeni tanıştığına; “Allah’ın selamı üstüne olsun kardeşim.” Diye hitap eder. Yolda karşılaştığına “Amca nasılsın, teyze nasılsın?” diye hal-hatır sorar. Kendisinden yaşça biraz büyük bir bayanla konuşurken cümleye “Abla”, kendisinden yaşça biraz büyük bir erkekle konuşurken cümleye “Ağabey” diye başlar.

Biz su sözleri öylesine özümsemişiz ki kime neden böyle bir hitapla hitap etiğimizi dahi fark etmiyoruz. Bizim için kardeşlik, akrabalık böylesine doğal bir olgu…

İşte böylece içinde yaşadığımız toplumda her gün defalarca kullandığımız bu kelimelerin bizi Sağcı-Solcu, Alevi-Sünni, Türk-Kürt ayırmadan bir arada tutan küçük ayrıntılar olduğunu görüyoruz. Aslında bizim atalarımızın İslam-‘ı bize ne kadar güzel yaşattığını, özümsettiğini, ne kadar güzel miraslar bıraktığını görüyoruz.

Yüzyıllardır bizi bu topraklardan, bizi biz olmaktan koparmak isteyenlere inat akrabalığımızı ayakta tutuyoruz. Belki de artık bu kardeşliği onlara da öğretmenin zamanı gelmiştir. Çünkü çıkarcı yapıları yüzünden binlerce insanının kanını akıtan bu kavimlerin asıl sorunları; kendi içlerinde bir bağ kuramamış, kişisel çıkarların toplumsal çıkarların üzerine çıkmasına engel olamamış olmalarıdır. Onları bu hallerden kurtararak bir dünya kardeşliğine adım atmalıyız. Yani tebliğ etmeliyiz…

29/01/2015

Engin DİNÇ

KAYNAKÇA

[1] Bkz. Kur’an-ı Kerim Hucurat Suresi 10. Ayet