Posts Tagged ‘toplum’

Dindar nesil mi, dini dar nesil mi?

Bizler aklı hür, vicdanı hür, kültürel, dini ve ahlaki değerlerine bağlı nesiller yetiştirmek isterken; ateist, deist, umarsız nesiller yetişmeye başladı. Dindar nesiller isterken dini dar nesiller yetişmeye başladı. Allah’a (c.c.) şükürler olsun FETÖ’ye karşı 15 Temmuz gecesi ve sonrasında bir çok alanda başarılar elde ettik lakin FETÖ’nün karşısında olduğunu iddia eden kimi FETÖ yamakları hala ahlaki yıpratma çabalarına devam etmektedirler. Bu yıpratmayı da sosyal hayat üzerinden yapmaktadırlar.

Bugün diziler, filmler, klipler ve özellikle kitaplar; ahlaksızlığı, dinsizliği, sapkınlığı ve sapıklığı zihinlere işleyen bilinçaltı mesajlarıyla doludur. Hatta kimi basımlar var ki bunlar doğrudan doğruya cinsellik ve sapkınlık içermektedir. Bu konuda ise en büyük görevi üstlenmesi gereken Kültür ve Turizm Bakanlığı’dır. Bu gibi basın ve yayın organları eliyle yapılan manüplasyonlar engellenmelidir.

Kuran emrinde, sünnet ışığında bir müslümanlık yaşayalım derken; “Aman ne olacak!” zinhiyetinde umarsız yaşamlar sürmeye başladık. Gençlerimiz üzerinde yapılan sosyal deneyler çok iyi analiz edilmeli ve Cumhurbaşkanlığı himayesinde bir Gençlik Başkanlığı kurulmalıdır. Bu başkanlık gençlerimizin gittiği yolları tespit etmeli, onları yolundan çevirmek yerine o pislik dolu yolu yolları temizlemeli, tabiri caizse güller ile donatmalıdır. Gençleri farklı etkinliklere yönlendirmeye çalışmak yerine onların asi ve özgür ruhlarına müdahale etmeden; yapmak istediklerini tespit ederek gittikleri yerler gizliden gizliye temizlemelidir.

Bugün internet ve sosyal medya, mobil uygulamalar, diziler, kitaplar, klipler ve buna benzer bir çok platformda fetişizm, nudizm, satanizm mesajları yayılmakta; inançsızlık bir üstünlük göstergesi gibi gösterilmekte, gençlerin asi ruhlarına işlenmektedir. Bizler ise gençlerin tüm zamanlarını geçirdiği bu platformları yok etmek ya da engellemek yerine mesajları değiştirmeli; birlik, beraberlik, namus, edep, ahlak, Resulullah gibi sevmek, doğruluk gibi mesajlar yerleştirmeli ve sadece mesajlar ile yetinmemeli böyle hayatlar da sürmeliyiz. İşte o zaman hedefimiz olan aklı hür, vicdanı hür, kültürel, dini ve ahlaki değerlerine bağlı nesiller yetiştirebiliriz.

Ülkemiz üzerinde oynanan oyunların ne denli büyük olduğunu ve her birimizin bu ülkenin bireyleri olarak bu oyunlara maruz kaldığımızı unutmamalı, “Mümin bir delikten iki kere sokulmaz.” hadis-i şerifi ile bize büyük bir öğüt veren Resulullah’ın öğütlerine, sünnetine uymalıyız. Bu duyarlılığa sadece sokaktaki vatandaşın değil, bu ülkeyi her anlamda temsil eden yöneticilerimizin de sahip olması gerekmektedir.

Engin DİNÇ

04/06/2018

Kişisel Gelişim

Es Selâmun Aleykûm,

Bilirsiniz şu psikolojik kişisel gelişim kitaplarını. İnsanlara, bazı sorunlarla karşılaştığı zaman nasıl davranması gerektiğini anlatırlar. Bu kitapları yazan insanları merak etmişimdir hep; acaba onlar bir sorunla karşılaşınca nasıl davranıyor ya da nasıl davranması gerektiğini nereden öğreniyor diye… Bu iki soruyu şıklar halinde ele alalım ve tespitlere göz gezdirelim.

1- Psikolojik kişisel gelişim kitapları yazanlar kendi sorunlarına nasıl yaklaşıyor?

Gözlemlerim bana önce ikinci sorunun cevabına götürdü. Yani önce ikinci soruyu sorup cevaplamak lazım geliyor.

2- Psikolojik kişisel gelişim kitapları yazanlar kendi sorunlarına nasıl yaklaşması gerektiğini nereden öğreniyor?

Bu tarz kitap yazan kişiler bolca okuyan insanlardan oluşuyor. Televizyon belasına boyun eğmemiş; “Televizyon izleyeceğim zaman içinde kitap yazarı olabilirim.” görüşümü kabul edip bu yolda giden kimseler, yani bilgili kişiler. Onları eleştirecek bile olsak bilgisiz, cahil gibi abes yakıştırmalar yapmak haddimize olmaz. Velhasıl dediğim gibi okuyan ve araştıran insanlar bu kimseler. Lakin büyük çoğunluğunun okuduğu eserler Uzakdoğu felsefesini ya da ateist yaklaşımla yazılmış; evrenle iletişim kurma teknikleri gibi konuları ele alan kitaplar. Parapsikoloji de ele alınan Telepati (Uzaduyum) gibi konuların anlatılmaya çalışıldığı eserleri okuyorlar. Artık bilindiği üzere bende kişilerin yan yana olmadan arada herhangi bir haberleşme cihazı ya da yöntemi olmaksızın iletişim kurabileceğini fakat bunu Telepatideki gibi beyin dalgalarıyla değil kalp ve sevgi bağıyla yapabileceğini öne sürüyor ve kabul ediyorum. Uzaduyumu bir kenara koyarak devam edelim. Benim asıl rahatsız olduğum konular Uzakdoğu felsefesi ya da evrenle haberleşme teknikleriyle sorunların aşılabileceğini öne süren kişisel gelişim yazarları. Bu tip eserlerde yazar genelde sorunu yok saymaktan, hayata bağlı olmaktan, hayatın güzel taraflarını görmeye çalışmaktan bahseder. Atalarımız bu yazarlara güzel bir söz söylemiş: “Davulun sesi uzaktan hoş gelir.”

Oysa sorun, yaşayan için içinden çıkılmaz ve acı vericidir. Hele ki ilk defa yaşıyorsa yani tecrübesi de yoksa tam anlamıyla bir yıkımdır. Belki oturup ağlamaktan hatta Rabbine isyan etmekten ve hatta intiharı aklından geçirmekten başka bir şey gelmez elinden. İşte bu durumdaki bir kişiye pozitif ol, hayata güzel tarafından bak, mutluluk üret gibi telkinlerde bulunmak sadece küfür yemenizden başka bir getiri sağlamaz.

Konuyu bir kaç örnekle daha iyi anlamaya ve içselleştirmeye çalışalım. Farz edelim ki bir kız nişanlısından ayrılmış olsun. O kız için artık dünyanın bir anlamı yoktur. Hayatta ki hiçbir şey anlam ifade etmez. Ne söylenen sözler, ne yapılan telkinler ne de ona kendisinin başkalarına nazaran daha şanslı olduğunu anlatmak fayda eder. Ona göre dünyanın en şanssız, en mutsuz insanı kendisidir. Artık hayatta tutunacak bir dalı, kimseyle bir sevgi bağı kalmamıştır. Bu psikolojideki bir kişiye; ağacın yeşilinden, doğanın güzelliğinden, gelecek yeni ve güzel günlerden bahsetmek saçmalık ve yalancılık olur. Sizin yemyeşil gördüğünüz bir çayır onun için kupkuru otlarla örtülüdür. Sizin aldığınız mis çiçek kokusu ona lağım kokusu gibi gelir. Kimi zaman güzel şeyler onu daha fazla yaralar ve hayattan koparabilir. Nişanlısı ile mutlu bir anını paylaştığı güzel bir parkı, kafeyi tekrar gördüğünde o an ile içinde bulunduğu bu anı mukayese ederek daha fazla hüzne dalabilir.

Kişisel gelişim denilen; psikolojik kandırma yöntemi dışına çıkmayan ve sadece zihni etkileme amacında olan yöntemlerden kurtulmayı ve kişisel gelişim yerine kişilik geliştirmeyi ve toplumsal gelişimi öneriyorum.

Bizim içine düştüğümüz darboğazlığın ve psikolojik sorunların ve bu psikolojik sorunlara bağlı topluma uyum sağlayamamanın başlıca nedeni vicdan muhasebemizi doğru yapamamamızdan, psikolojik gelişime önem verirken vicdani gelişimimizi geri plana atmamızdandır.

Yakın zamanlarda gündemimizi de çokça meşgul etmiş olan ve yüreklerde büyük bir yara açan Özgecan cinayetini ele alırsak; bu cinayeti işleyen kişilerin vahşiliği de şahıslarını insani bir düzeye çıkartamadıklarındandır. Bu ve benzeri olaylarda; “Psikolojik sorunları var” diye cezai indirime gitmek mantık dışıdır. Bir kişinin suç işlemesi zihinsel olgunluğunun yanı sıra vicdani yoksunluğunun da göstergesidir. Ceza verirken de vicdanına gereken eğitimi ve önemi vermediği için de suçlu sayılmalı ve onun için de ceza verilmelidir.

Bu gibi kişiler için kişisel gelişim kitapları okumak zihinsel gelişimini arttırır fakat ruhsal gelişimini arttırmaz. Onun için de kişisel gelişim kitapları okuyup; yoga yapmak yerine, Kur’an-ı Kerim gibi ilahi mesajları olan kitapları okumak ve üzerine düşünmek en doğrusudur. Bu, hem kişinin vicdanını geliştirir hem de üzerine yapılan düşünme kişinin kişiliğini ve psikolojisini geliştirir.

Yüce yaratıcı âlemi ve âlem içindeki tüm canlı varlıkları kendisine iyi bir kul olmalarını ve kulluklarını yenire getirirken de barış ve kardeşlik içinde yaşamalarını istemiştir. Lakin beşeri olan her şey gibi insanoğlu da şeytana mağlup olmakta ve özellikle kişiliği zayıf olanlar şeytanın tüm oyunlarına düşmektedir. Eğer kişiliği ve vicdanı sağlam bir insan olursanız şeytanla aranıza duvar örmüş olursunuz. Şeytan, o duvarı yıkmaya gücü yetmediğini anladığında sizinle zaman kaybetmek yerine uzaklaşıp, başkalarına musallat olmaya gidecektir. İşte burada da devreye toplumsal gelişim girmektedir. Kişisel gelişimdeki gibi kendi benliğini geliştirmek yerine toplum içinde faydalı işler yapıp; bir kişinin de iyi bir karaktere sahip olmasını sağlamak, şeytandan bir kişiyi daha kurtarmalıdır. Hem psikolojik hem vicdani olarak gelişim sağlamış bir topluma şeytan yaklaşamaz. Böyle toplumlar her zaman sağlam bir ruha sahip olur, dünyada örnek kabul edilir, güvenilir olurlar. Tarihte Eski Türk Devletleri, Osmanlı İmparatorluğu, Resullah Efendimiz’in (s.a.v.) başında olduğu İslam Devleti bunlara bir kaç örnektir.

Kısacası bir insan hem bireysel bencillikten kurtulmalı toplum için hizmet etmeli, hem de Uzakdoğu felsefesiyle oluşturulmuş kişisel gelişim kitaplarından sıyrılarak Allah (c.c.) sözü olan Kur’an-ı Kerim’i okumaya, anlamaya ve içselleştirmeye gayret etmelidir. İşte o zaman sağlam itikada sahip bir Müslüman, örnek, güvenilir ve kişilik sahibi bir birey olabilir.

Engin DİNÇ

30/03/2015

Farkında olmadığımız; biz

Dünyanın herhangi bir ülkesinin vatandaşının ülkemize geldiğinde hayran kaldığı fakat bizim farkında dahi olmadığımız özelliklerimizden bir tanesi de toplumsal kardeşlik ve akrabalıktır. Başka hiçbir toplumda görülmeyen bir akrabalık türü…

Amerika da, Avrupa da bir çocuk annesine mama, babasına papa diye hitap eder. Başka insanlarla iletişim kurarken onlara “siz” der ya da isimleriyle hitap eder. Oysa bu durum bizde çok farklıdır. Biz İslam’ı özümsemiş bir toplumuz. Allah (c.c.) Kelam-ı Kadim olan Kur’an-ı Kerim’in Hucurat Suresi 10. Ayetinde şöyle buyuruyor: “Müminler ancak kardeştirler.”[1] İşte biz toplumsal akrabalığımızı bu mukaddes ve ilahi emirden alıyoruz. Toplumumuzun üyesi bir birey kadar dünyada kardeş sahibi, amca-dayı, hala-teyze sahibi başka bir kimse yoktur.

Bizden birisi yeni tanıştığına; “Allah’ın selamı üstüne olsun kardeşim.” Diye hitap eder. Yolda karşılaştığına “Amca nasılsın, teyze nasılsın?” diye hal-hatır sorar. Kendisinden yaşça biraz büyük bir bayanla konuşurken cümleye “Abla”, kendisinden yaşça biraz büyük bir erkekle konuşurken cümleye “Ağabey” diye başlar.

Biz su sözleri öylesine özümsemişiz ki kime neden böyle bir hitapla hitap etiğimizi dahi fark etmiyoruz. Bizim için kardeşlik, akrabalık böylesine doğal bir olgu…

İşte böylece içinde yaşadığımız toplumda her gün defalarca kullandığımız bu kelimelerin bizi Sağcı-Solcu, Alevi-Sünni, Türk-Kürt ayırmadan bir arada tutan küçük ayrıntılar olduğunu görüyoruz. Aslında bizim atalarımızın İslam-‘ı bize ne kadar güzel yaşattığını, özümsettiğini, ne kadar güzel miraslar bıraktığını görüyoruz.

Yüzyıllardır bizi bu topraklardan, bizi biz olmaktan koparmak isteyenlere inat akrabalığımızı ayakta tutuyoruz. Belki de artık bu kardeşliği onlara da öğretmenin zamanı gelmiştir. Çünkü çıkarcı yapıları yüzünden binlerce insanının kanını akıtan bu kavimlerin asıl sorunları; kendi içlerinde bir bağ kuramamış, kişisel çıkarların toplumsal çıkarların üzerine çıkmasına engel olamamış olmalarıdır. Onları bu hallerden kurtararak bir dünya kardeşliğine adım atmalıyız. Yani tebliğ etmeliyiz…

29/01/2015

Engin DİNÇ

KAYNAKÇA

[1] Bkz. Kur’an-ı Kerim Hucurat Suresi 10. Ayet