Posts Tagged ‘peygamber’

Vatan Sevgisi

Herkes vatanını sever; biz âşık oluruz.

Nasıl bir sevdadır bilir misin vatan sevgisi; bir kadının erkeği, bir erkeğin kadını sevmesi velhasıl kelam bir elif sevdası değildir. Böyle ızdırap vermez, seni terk etmez, sana kapris yapmaz, yüreğini genişlettikçe genişletir. Vatanım dediğin ne varsa, gördükçe seni daha fazla bağlar bu sevdaya…

Avuçları buruşmuş, nasır tutmuş anaların hamuru yoğurmasında, mis kokulu yufkasında gizlidir vatan sevdası. Kırlarda koşan çocukların sevinç çığlıklarında, bozkırlara yayılan koyunların, sığırların çan seslerinde gizlidir…

Bir sevda ki yürekte kabardıkça kabaran, iyiliği, doğruluğu elden ele yayan bir sevdadır bu. Canı seve seve feda edebileceğin ama sevdandan asla vazgeçemeyeceğin bir sevda…

Böyle büyüdük biz anam babam, böyle yetiştirdik kendimizi… Anasız, babasız, ağasız, kimsesiz durabildik de vatansız duramadık. Öyle sevdik ki bu toprakları, öyle sahiplendik, öyle bağlandık ki; elifinden, yârinden vazgeç deseler, dönüp bakmazdık yüzüne…

Hani dedim ya, herkes vatanını sever, biz âşık oluruz. Öyle sevdik işte. Öyle ölümüne, öyle çaresiz, öyle bağlı, öyle vazgeçilmez bir sevda bu…

Bedenim hayatta belki de, ruhum kaç kere öldü bilmem. Kaç kere serildi bu topraklara cesedim, kaç ağıt yakıldı ardımdan ve akıtılan kaç damla gözyaşı… Defalarca vuruldum, defalarca öldüm, yeniden dirildim bir vatan sevdası uğruna.

Öyle sevimlidir ki şu vatan dediğin, ne para doldurur yerini, ne ana, ne baba. Öylesine muhteşem ki damakta bıraktığı tat hiçbir lezzet dolduramaz yerini. Bazen İstanbul’da bir vapurdan simit atarsın martılara, bazen Şırnak’ta kurşun atarsın hainlere. İkisi de hak ettiğini yer…

Okursun, en önemlisi okursun. Seni sen yapan kültürünü okursun, dilini bilir, dinini öğrenirsin. “Oku” diye gelmiş en güzel emre uyar da okursun. Resulullah efendimiz gibi yaşar, hazreti Hamza gibi ölürsün. Adalet denildi mi hazreti Ömer, cesaret denildi mi hazreti Ali Olursun. Kılıcın Zülfikar, atın Burak olur. Vatanının her köşesine yayarsın doğruluğu. Türksün sen, çılgın derler sana da; mümin bu demek akıllarına gelmez…

Sen; selamun aleyküm dersin, kardeşin Ve aleykümselam ve rahmetullahi ve bereketuhu der… Bir yudum çay içer, hem dem olursun.

21.10.2018 | Engin Dinç

Erkekler de ağlar

Hep kültürümüze yerleştirilmeye çalışılmış bir savaştır o söz: “Erkekler ağlamaz…” Oysa ağlamak doğum anından itibaren başlar ve hep güzel şeyler için ağlanır.

Erkekler ağlamaz: Her gece secde başında ağlayarak Rab’inden af-ı mağfiret dileyen peygamberimiz H.Z. Muhammed(S.A.V.) de erkek değil miydi?

Resulullah(S.A.V.) bir gece zevcesi Ümmü Seleme’nin evinde idi. Gece yarısı uykudan kalkıp evin karanlık bir köşesinde dua ve ağlamakla (Allah(C.C.)’a yalvarıp yakarmakla) meşgul oldu. Ümmü Seleme, Resulullah(S.A.V.)’ı yatağında görmeyince kalkıp onu aramaya koyuldu. Bir de baktı ki Resulullah(S.A.V.) evin karanlık bir köşesinde durup ellerini göğe kaldırmış, ağlayarak Allah(C.C.)’a şöyle yalvarıp yakarıyor:

“Allah(C.C.)’ım! Bağışladığın nimetleri benden esirgeme. Beni, düşmanların bana gülme vesilesi kılma, kıskançları bana musallat etme.  Allah(C.C.)’ım! Beni kurtardığın kötülük ve çirkinliklere geri çevirme.  Allah(C.C.)’ım! Beni hiçbir zaman ve hiçbir an kendi başıma bırakma; kendin beni her şeyden ve her afetten (beladan) koru.”

Ümmü Seleme, Resululla(S.A.V.)’in bu durumunu görünce ağlayarak kendi yerine döndü. Resulullah(S.A.V.) Ümmü Seleme’nin ağlama sesini duyunca, ona doğru gidip ağlamasının sebebini sordu.

Ümmü Seleme şöyle dedi:

“Ya Resulullah! Senin ağlaman beni ağlattı. Sen neden ağlıyorsun? Siz Allah(C.C.) katında olan onca büyük makam ve yakınlığınıza rağmen Allah(C.C.)’tan böyle korkuyorsunuz, Allah(C.C.)’tan bir an bile sizi kendi başınıza bırakmamasını istiyorsunuz, o halde vay bizim halimize!”

Resulullah(S.A.V.) onun sözüne karşılık şöyle buyurdular:

“Nasıl korkmayayım, nasıl ağlamayayım, nasıl kendi akıbetimden korkmayayım, nasıl kendi makam ve mevkiime güveneyim! Oysaki Allah-u Teâlâ(C.C.), Hz. Yunus(A.S.)’u bir an kendi haline bıraktı ve onun başına gelmemesi gereken şey geldi!”

Evet, erkekler de ağlar. Herkes kadar erkekler de ağlar. Lakin ne için ağladığı çok önemlidir. Bir kızın terk edip gitmesiyle arkasından ağlayan bir kişi değildir erkek… Her gece sabahlara kadar secde başında ellerini göğe açıp Rab’ine yalvaran kişinin adıdır… Ümmeti olduğu peygamber’in yolunda giden kişinin adıdır erkek…

Erkekler de ağlar… Kim demişse erkek ağlamaz diye; işte odur vatanımın milli ve kültürel değerlerine zarar vermek isteyen kişi…

Gözündeki yaşı dökmeyi düşüklük, adilik, zayıflık saymak ne kadar da yanlış… Her zaman güçlü olduğunu gösterme çabasına girişen erkek nefsi, başına ne iş gelirse gelsin gözyaşı dökmeme çabası içine girer oysa yapabildiği en büyük roldür. Bir sıkıntı anında güçlü olup ağlamayan erkek o günün gecesinde yatağa girdiğinde hıçkırıklara boğulan kişidir… Peki ya kibirden, küçük görülme korkusundan dolayı duygusunu yaşayamayan kişi erkek midir?

H.Z. Peygamber(S.A.V.) eşinin görmesinden bile çekinmemiş ellerini semaya açıp gözyaşı dökerek Rab’i önünde ne kadar aciz olduğunu göstermiştir. Mümin kul en acizdir, acizlerin acizidir. Her daim gözünde yaş gerektir, acizliğinin, zayıflığının, muhtaçlığının farkında olmalı ve ellerini açıp yalvarmaktan uzak olmamalıdır. Muhakkak ki “Nefsini bilen Rab’ini bilir.” Çünkü nefsinin ne kadar aciz olduğunu bilen Rab’inin de ne kadar bağışlayıcı ne kadar fedakâr olduğunu bilir. Bu konuda H.Z. Ali(R.A.) şöyle buyuruyor: “Allah(C.C.)’ımı isteklerimin olmamasıyla bildim.”

18.08.2012

Engin DİNÇ

Cevhere ulaşmanın yolu

Cevher o mukaddes ışık üzerine kara bir bez örtülmüş, bir yığın pislik ve çamurla sarılmış, kalın derilerle kaplanmış bekliyor. Onun ışığını görmemen gayet normal. Onun ışığını görmen için derileri yırtmalı, o çamur ve pisliği kaldırmalı, kara bezi, kara örtüyü kaldırmalı bunları yapabilmek için gayretli olmalısın. İşte o zaman o ışığın aydınlığına ve nuruna kavuşacaksın. O cevher senin içinde gizlidir. O cevher, o ışık Mevla’dır. Mevla’ya ulaşmak için kendi içine yolculuk etmelisin. O pislik deriyi yırtmalı, çamurdan yapılmış kan, irin ve meni dolu bedeni geçmeli, şeytan isinden kararmış kalbi kaldırmalı, o isten kurtulmalısın ki o cevhere, o ışığa yani Mevla’ya kavuşabilesin.

O deriyi geçmek için; acizliğini görmen gerek, kendini küçük görmen gerek, bir kediden, bir köpekten, bir domuzdan alçak görmek gerek, bir karıncanın ayağı altında ezilebileceğini bilmen gerek, öyle yaşaman gerek.

O çamuru kaldırmak için; nefsini bilmen gerek, zavallı olduğunu bilmen gerek. Dünyaları karşısına diken bir devlet adamı, bir komutan yüz binlerce kişiye sözünü geçirebilir ama şehveti geldi mi, nefsi azdırdı mı on santimlik şeyine söz geçiremez. Bu acizliğin farkında olmak gerek.

O örtüyü kaldırmak için; acizliğini tam anlamıyla kabul ederek dua etmelisin, Mevla’ya yüzünü dönmelisin, her acizliğe düştüğünde, her nefsine uyduğunda, tövbe etmelisin. Hatta nefsin sana günah işletmediği zamanlarda bile tövbe etmelisin ki bilmeden farkında olmadan günah işlemişsindir sen bilemez, sen göremezsin çünkü sen acizlerin en acizisin. Çünkü sen zavallıların en zavallısısın.

Âlemde en üst mertebe Mevla’nın ışığına kavuşmak, onun aydınlığı ile aydınlanmak, onun dostluğuna nail olmaktır. Ne dünya nimetleri, ne ahret nimetleri O’nun ışığının aydınlığı veremez. O’nun nurunun ve cemalinin güzelliğinde olmaz. O’nun cevherine, O’nun ışığına kavuşan kişiler zavallı kişilerdir. “Ben sıfır ibn sıfır ibn sıfırım.” Diyebilenlerdir. Kibirden uzak, kibrin anlamını bile bilmeyen, bir karıncaya bile hürmet ve saygı gösteren kişilerdir. Rab’lerinden O’nun rızası dışında isteği olmayan kişilerdir. O kişiler ki bolca dua ederler ve derler ki: “Ya Rab’im bana senin rızanı ve senin hayırlı gördüğünü ver. Sen bana seni nasip et, sen nasip etmesen nefes alamam, sen nasip etmesen adım atamam, sen çok nasipkârsın bana da nasip et.

20.08.2012

Engin DİNÇ