Posts Tagged ‘kuran’

Türklerin Peygamberi var mıydı?

Es-Selamûn Aleykûm

Konumuza soruyla başlamak istiyorum.  H.z. Muhammed’den (s.a.v.) önce Türklerin bir peygamberi var mıydı?

Mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim’in Keyf Suresinde Zülkarneyn isminden bahsedilmektedir. Ayetlerde açık açık peygamber olduğu belirtilmese de İslam âlimlerince ayetler bu şekilde yorumlanmış ve Zülkarneyn’in bir peygamber olduğu kabul edilmiştir.

ZÜLKARNEYN HAKKINDAKİ AYETLER

– (Ey Muhammed!) Bir de sana Zülkarneyn hakkında soru soruyorlar. De ki: “Size ondan bir anı okuyacağım.”[1]

– Biz onu yeryüzünde kudret sahibi kıldık ve kendisine her konuda (amacına ulaşabileceği) bir yol verdik.[2]

– O da (Batı’ya gitmek istedi ve) bir yol tuttu.[3]

– Güneşin battığı yere varınca, onu siyah balçıklı bir su gözesinde batar (gibi) buldu. Orada (kâfir) bir kavim gördü. “Ey Zülkarneyn! Ya (onları) cezalandırırsın ya da haklarında iyilik yolunu tutarsın” dedik.[4]

– Zülkarneyn, “Her kim zulmederse, biz onu cezalandıracağız. Sonra o Rabbine döndürülür. O da kendisini görülmedik bir azaba uğratır” dedi.[5]

– “Her kim de iman eder ve salih amel işlerse, ona mükâfat olarak daha güzeli var. (Üstelik) ona emrimizden kolay olanı söyleyeceğiz.”[6]

– Sonra yine (doğuya doğru) bir yol tuttu.[7]

– Güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu kendileriyle güneş arasına örtü koymadığımız bir halk üzerine doğar buldu.[8]

– İşte böyle. Şüphesiz biz onun yanındakileri ilmimizle kuşatmışızdır.[9]

– Sonra yine bir yol tuttu.[10]

– İki dağ arasına ulaşınca, bunların önünde, neredeyse hiçbir sözü anlamayan bir halk buldu.[11]

– Dediler ki: “Ey Zülkarneyn! Ye’cüc ve Me’cüc (adlı kavimler) yeryüzünde bozgunculuk yapmaktadırlar. Onlarla bizim aramıza bir engel yapman karşılığında sana bir vergi verelim mi?”[12]

– Zülkarneyn, “Rabbimin bana verdiği (imkân ve kudret, sizin vereceğiniz vergiden) daha hayırlıdır. Şimdi siz bana gücünüzle yardım edin de, sizinle onların arasına sağlam bir engel yapayım” dedi.[13]

– “Bana (yeterince) demir madeni(13) getirin” dedi. İki yamacın arasındaki boşluğu (dağlarla) bir hizaya getirince, “körükleyin!” dedi. Demiri eritip kor (gibi) yapınca da, “Bana erimiş bakır getirin, bunun üzerine boşaltayım” dedi.[14]

– Artık onu ne aşabildiler, ne de delebildiler.[15]

– Zülkarneyn, “Bu, Rabbimin bir rahmetidir. Rabbimin vaadi (kıyametin kopma vakti) gelince onu yerle bir eder. Rabbimin vaadi gerçektir” dedi.[16]

ZÜLKARNEYN’İN TÜRKLER İLE BAĞLANTISI

Orhun Kitabelerinde yazılı olan bazı kıssalar, Kur’an-ı Kerim’in Keyf Suresi’ndeki Zülkarneyn’in yaptıklarıyla aynıdır. Bu sebepten dolayı Zülkarneyn’in Türklerin peygamberi olduğu düşünülmektedir. Aynı zamanda ayetlerde Zülkarneyn’in önce en batıya sonra da en doğuya gittikten sonra orta bir noktada bir kavim ile diğer insanlar arasında set yaptığı anlatılıyor olması doğuda Türklerle karşılaşmış olabileceği görüşünü de doğurmaktadır. Fakat Ye’cüc ve Me’cüc için bir set inşa ediyor olması ve büyükçe bir setten bahsedilmesi bazı kesimlerce Çin Seddi olarak yorumlansa da bir bağlantı bulunamamıştır.

ZÜLKARNEYN’İN ŞEMALİ VE BAŞKA BENZERLİKLER

alexander-wall-450x339Zülkarneyn hakkında çizilen gravürlerde koç başlı bir adam şeklinde tasvir edilmiş ve gönderildiği kavimdeki bozgunculuğu yok etmek için bir set inşa ediyor olduğudur. Bilindiği üzere helak edilen kavimlerden bir tanesi de Pompeii’dir. Pompeii[17] gün yüzüne çıkarıldığından bu yana oradaki heykellerin ve duvar çizimlerinde de böyle bir koç başlı adam bulunmaktadır. Belki de Zülkarneyn Pompeii kavmine gönderilmiş bir peygamberdi fakat o kavim helak olmaktan kurtulamadı. Pompeii’nin helak olmasının nedeni ise kendilerine gönderilen Peygamber Zülkarneyn ile ahlaksız alay etmeleri ve aşırı şehvet düşkünlükleri olabilir.

POMPEİİ HALKININ ÖZELLİKLERİ VE ZÜLKARNEYN

3Pompeii zamanın en büyük, görkemli ve zengin şehirlerinden bir tanesiydi. Orada yaşayan insanların inançla ilgisi yoktu. Zamanlarının çoğunu altınlar, mücevherler ve seks ile geçirirlerdi. Erkek-erkeğe, kadın-kadına, çocuklarla, hayvanlarla ilişkiye girerler hatta bu ilişkileri gizli yerlerde değil, sokaklarda yaparlar, heykeller yapar, duvarlara böyle resimler çizerlerdi. Allah’ın (c.c.) affının büyüklüğü düşünüldüğünde bu kavmi helak etmeden evvel onlara Zülkarneyn’i peygamber olarak göndermiş olduğu söylenebilir. Bu söylemlerin tamamı benim iddialarımdan ve parçaları birleştirip fikir yürütmemden ibarettir. Kur’an-ı Kerim’de anlatılan bu kıssadaki mekânlar ve dönemi de araştırdığımızda şöyle sonuçlarla da karşılaşıyoruz. Pompeii yaklaşık 1700 yıl boyunca kayıp kalmış ve 1748 de gün yüzüne çıkartılmış bir şehirdir. İslam dininin ve İslam Peygamberi Resulullah Efendimiz’in (s.a.v.) dünyaya teşrifinden öncedir. Bu durum da son peygamber gönderilmeden önce başka peygamberlerin gelmiş olabileceği görüşünü olumlu desteklemektedir.

Keyf Suresi 85.ve 86. Ayetlerde şöyle buyrulmaktadır: “O da (Batı’ya gitmek istedi ve) bir yol tuttu. Güneşin battığı yere varınca, onu siyah balçıklı bir su gözesinde batar (gibi) buldu. Orada (kâfir) bir kavim gördü. “Ey Zülkarneyn! Ya (onları) cezalandırırsın ya da haklarında iyilik yolunu tutarsın” dedik.”

Görüyoruz ki Zülkarneyn en batıya doğru ilerlemiş ve orada kâfir bir kavimle karşılaşmış, onların ceza görmesi için duacı olmuş onları doğru yola sevk etmek için çaba göstermemiş ya da Allah’tan (c.c.) böyle bir emir almamış. Onun ettiği lanet sonrası o kavim helak edilmiş de olabilir.

Keyf Suresi 89. 90. 91. Ayetlerde şöyle buyrulmuştur: “Sonra yine (doğuya doğru) bir yol tuttu. Güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu kendileriyle güneş arasına örtü koymadığımız bir halk üzerine doğar buldu. İşte böyle. Şüphesiz biz onun yanındakileri ilmimizle kuşatmışızdır.”

Burada da görüyoruz ki Zülkarneyn o kötü kavmi görünce yüzünü doğuya çevirip daha düzgün insanların arasında gitmeye başlıyor. Gittiği yerde karşılaştıkları insanlarda inançlı insanlar ve Allah’ın (c.c.) rahmetiyle de ilim sahibi oluyorlar. Bu doğudaki insanların Göktürkler olduğu düşünülebilir. Çünkü Orhun Yazıtlarında da bu kıssanın olması Zülkarneyn’in doğuya gittikten sonra Tonyukuk ve Kültigin gibi Türk kağanlarıyla dost olup yaşadıklarını onlara anlatmış olabileceğidir.

Keyf Suresi 92. Ve 93. Ayetlerde şöyle buyrulmuştur: Sonra yine bir yol tuttu.  İki dağ arasına ulaşınca, bunların önünde, neredeyse hiçbir sözü anlamayan bir halk buldu.”

Daha sonra doğudan da farklı bir yöne doğru ilerlemeye başladı ve dağların olduğu bir yere ulaştı. Bu dağların Pompeii’yi yok eden Vezüv Yanardağı olduğunu düşünmekteyim. Adı geçen son ayetlerde ise büyük bir demirden set yaptığı anlatılmaktadır. Bunun ise maddi değil manevi bir manası olduğu görüşündeyim. Bu seddin Kur’an-ı Kerim’e tam bir sadakatla bağlı insanlarla, sapık insanların arasında bir sınır olacağı ve kâfirlerin ne yaparlarsa yapsınlar Müslümanlara zarar veremeyeceği görüşündeyim.

14/03/2015

Engin DİNÇ

[1] Bkz. Kur’an-ı Kerim Keyf Suresi 83. Ayet

[2] Bkz. Kur’an-ı Kerim Keyf Suresi 84. Ayet

[3] Bkz. Kur’an-ı Kerim Keyf Suresi 85. Ayet

[4] Bkz. Kur’an-ı Kerim Keyf Suresi 86. Ayet

[5] Bkz. Kur’an-ı Kerim Keyf Suresi 87. Ayet

[6] Bkz. Kur’an-ı Kerim Keyf Suresi 88. Ayet

[7] Bkz. Kur’an-ı Kerim Keyf Suresi 89. Ayet

[8] Bkz. Kur’an-ı Kerim Keyf Suresi 90. Ayet

[9] Bkz. Kur’an-ı Kerim Keyf Suresi 91. Ayet

[10] Bkz. Kur’an-ı Kerim Keyf Suresi 92. Ayet

[11] Bkz. Kur’an-ı Kerim Keyf Suresi 93. Ayet

[12] Bkz. Kur’an-ı Kerim Keyf Suresi 94. Ayet

[13] Bkz. Kur’an-ı Kerim Keyf Suresi 95. Ayet

[14] Bkz. Kur’an-ı Kerim Keyf Suresi 96. Ayet

[15] Bkz. Kur’an-ı Kerim Keyf Suresi 97. Ayet

[16] Bkz. Kur’an-ı Kerim Keyf Suresi 98. Ayet

[17] İtalya’nın Napoli kentinin Campania bölgesinde yer almaktadır. Bkz. http://tr.wikipedia.org/wiki/Pompeii

Uçurumunun Kenarında

Yine bir yazının satırlarını oluşturmaya başlıyorum Allah’ın (c.c.) izniyle… Allah (c.c.) utandırmasın inşAllah. Bana çok oluyor, size de oldu mu bilmiyorum. Kendinizi uçurumun kenarında hissettiğiniz zamanlar oluyor mu? Büyük üstad Ömer Lütfi Mete’nin Gülce şiiri geliyor aklıma…

Uçurumun kenarındayım Hızır.

Bir dilber kal’asının burcunda

Muhteşem belaya nazır

Topuklarım boşluğun avucunda

Koca yâr adım çağırır

Kaldım parmaklarımın ucunda

Bir gamzelik rüzgâr yetecek

Ha itti beni, ha itecek.

Uçurumun kenarındayım Hızır.

Civan hazır,

Divan hazır,

Ferman hazır,

Kurban hazır,

Güzelliğin zulme çaldığı sınır

Uçurumun kenarındayım Hızır.

Ben fakir,

En hakir,

Bin taksir

Ateşten

Kalleşten,

Mızrakla gürzden,

Dabbetülarz’dan, yedi düvelden

Korku nedir bilmeyen ben

Tir tir titriyorum senden.[1]

İşte bu şiirdeki gibi hissediyorum bazen tam da kendimi; Uçurumun kenarında… Hissettiklerim çok farklı oluyor. Bekli kimsenin yaşamadığı gibi demek çok ukalaca olur. Belki de herkesin yaşadığı gibi bir histir hissettiklerim ama kendimi eksik hissediyorum, Allah’a (c.c.) yeterince kul olmamış, olamamış gibi hissediyorum. Ne bu dünyaya ne de Allah’ın (c.c.) dinini yüceltmeye faydalı olmadığımı düşünüyorum. Dünyalık koktuğumu hissediyorum. Oysa niceleri var ki kendilerini bu dünyanın süsünden, makam ve mevki hevesinden soyutlayarak Allah’a (c.c.) adamışlar.

Elhamdülillah Müslüman’ım demenin yetmediği bir his içimdeki… İbadetleri yerine getirmekten fazlasını da yapabilmem gerektiği fikrine kapılmak, yapmayanların yerine de bir şeyler yapmaya çalışmak, yapamayıp eksik hissetmek…

Böyle zamanlarda dua etmekten başka hiçbir şey gelmiyor insanın elinden. Ağlayıp, küsüp de annesinin kolları altına gizlenen kalbi kırık kız çocuğu gibi Yüce Allah’ın (c.c.) merhamet kolları arasına sığınıyorum bende… Belki de böyle yapmak en doğrusu. Çünkü Şeytan denilen melun çoğu zaman insanın kalbini bozmak için elinden gelen azami gayreti gösteriyor. Güzel niyetle yapmak istediğin şeyler için bile insanın kalbine kötü hisler gönderebiliyor. Niyeti hayr olanın, akıbeti de hayr olur.

İşte sizde benim gibi bir hale bürünüyorsanız eksikliğinizin sebebi şeytanın kalbinize müdahale edebilmesindendir. Şeytan kalbi boşalmaya başlayan kişinin kalbindeki o boşluğu karanlığıyla doldurmaya başlar ilk saniyeden itibaren. İşte bu sebepten kalbi boş bırakmamalıyız. Kalbin doluluğu dilin bolca zikretmesiyle dolacaktır. Peygamber Efendimiz; “Kişi sevdiği ile beraberdir.”[2] Demiştir. Eğer kişi dünyayı severse dünya onu Allah’tan (c.c.) (Şefkat ve merhametinden) alıkoyar. Aynı şekilde kişi en çok sevdiğinin adını anar. Sürekli sevdiğini düşünür, dili onu anar, kalbi onu sever, aklında hep o olur. Bir kişi nasıl yatağından kalkar kalkmaz sevgilisi aklına geliyorsa, sevgilisini arama hissiyatına kapılıyorsa Allah’ı (c.c.) seven de böyledir. Yatarken Allah’ı (c.c.) anar, yürürken, otururken, kalkarken, bir yere girerken ya da çıkarken Allah’ı (c.c.) anar. Her sabah uyandığında Allah’ı (c.c.) anarak kalkar. İşte kalbinizi, aklınızı ve ruhunuzu Allah (c.c.) ile doldurursanız kalbinizdeki ve içinizdeki bu sıkıntılar gidecek, yerine bir huzur gelecektir.

Zikretmenin çok çeşitli yöntemleri vardır. Allah’ın (c.c.) isimlerini anmanın zikir olduğu gibi, O’nun (c.c.) yarattığı herhangi bir şeye güzel bir nazarla bakmakta zikirdir. Aynı şekilde Kelam-ı Kadim olan kitabımız Kur’an-ı Kerim’i okumak da zikirdir velev ki Allah (c.c.) bu konuda şöyle buyurmuştur:

“ Bu bir zikirdir ve apaçık bir Kur’an’dır. “[3]

“ İşte bu, indirdiğimiz mübarek bir zikirdir. Siz onu inkâr mı ediyorsunuz. “[4]

Yine Kur’an okumanın zikir olduğu gibi namaz kılmak da bir zikirdir. Allah (c.c.) bu durumu da şöyle anlatıyor:

“Muhakkak ki ben Allah’ım; benden başka ilah yoktur. Bana kulluk et ve beni zikretmek için namaz kıl. “[5]

“Ey iman edenler! Cuma günü namaz için nida edildiği zaman Allah’ın zikrine koşun. “[6]

Kalbi ferahlığa kavuşturmanın anahtarı zikirdir. Eğer sıkılmış iseniz, daralmış-bunalmış hissediyorsanız, yalnız ve çaresiz hissediyorsanız sizi var eden Rabbinizi bolca zikredin.

“Rabbi’nin ismini zikret ve O’na yönel. “[7]

“Namazı kıldıktan sonra Allah’ı ayakta, oturarak ve yatarken zikredin.”[8]

“Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah’ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. – Ve derler ki : – ” Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru.”[9]

“Kötülüklerden temizlenen, Rabbi’nin ismini zikreden ve namazı kılan felaha ermiştir.“[10]

Allah (c.c) yüreğinizden ferahlığı, dürüstlüğü ve dilinizden zikri eksik etmesin inşAllah.

12/02/2015

Engin DİNÇ

KAYNAKÇA

[1] Bkz. Ali Buhara Mete – Âşıklar Ölmez – Yakın Plan Yayınları – Sayfa:12 – Şiir: Ömer Lütfi Mete – Gülce

[2] Hadis-i Şerif Kaynak: Buhârî, Edeb, 96; Müslîm, Birr, 165

[3] Bkz. Kur’an-ı Kerim – Yasin Suresi – 69. Ayet

[4] Bkz. Kur’an-ı Kerim – Enbiya Suresi – 50. Ayet

[5] Bkz. Kur’an-ı Kerim – Taha Suresi – 14. Ayet

[6] Bkz. Kur’an-ı Kerim – Cuma Suresi – 9. Ayet

[7] Bkz. Kur’an-ı Kerim –Müzemmil Suresi – 8. Ayet

[8] Bkz. Kur’an-ı Kerim –Nisa Suresi – 103. Ayet

[9] Bkz. Kur’an-ı Kerim –Al-i İmran Suresi – 191. Ayet

[10] Bkz. Kur’an-ı Kerim –Al-a Suresi – 14-15. Ayetler

Kur’an da hoşumuza gitmeyenler

Müslüman mısın? Sorusuna Elhamdülillah diye cevap verenlere yine İslam dininin temeli Kur’an-ı Kerim’den bir yaşam sorulduğunda Laiklik diyerek tabir-i caizse çamura yatıyorlar.

Kur’an-ı Kerim yüce yaratıcı ALLAH(C.C.)’ın bizzat ayetler halinde peygamberimiz H.Z. Muhammed (S.A.V) aracılığıyla insanlığa bildirilmiş olduğu emir ve yasaklar bütünüdür. Bu kutsal kitap içerisinde yazılı olan her şey haktır, kabul edilmesi ve uygulanması Müslüman bir insan için farzdır, şarttır.

İslam da Evlilik

İslam da evlilik konusu son derece önem taşımaktadır. Evliliğin önemini H.Z. Muhammed’in bir hadisiyle açıklamaya başlamak istiyorum. Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Nikah benim sünnetimdendir. Kim benim sünnetimle amel etmezse benden değildir. Evleniniz! Zira ben, diğer ümmetlere karşı siz ve sizin çokluğunuz ile iftihar edeceğim. Kimin maddi imkânı varsa hemen evlensin. Kim maddi imkân bulamazsa nafile orucu tutsun. Çünkü oruç, onun için şehveti kırıcıdır.”  H.Z. Peygamberin de böylesine önem verdiği evlilik konusu günümüz insanlarınca pek de hoş karşılanmıyor. Çünkü İslam bir erkeğin dört kadına kıyabileceği nikâhı helal kılarken, karşılığı ödenen cariye kadınlar da yine o erkeğe helal kılınmıştır. Fakat günümüzün feminist kadınsal düşüncesindekiler sorulduğunda Müslüman olduklarına iddia etmelerine rağmen, hadis ve ayetler ile kanıtlanmış emirleri kabul etmiyorlar. Demokrasi adını verdikleri ve demokrasi ile de alakası olmayan düşüncelerini İslam dünyasına dikta ettirmeye çalışıyorlar. “…Yoksa siz Kitab’ın (Tevrat’ın) bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden bunu yapanın cezası, dünya hayatında rezil olmaktan başka bir şey değildir. Kıyamet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine uğratılırlar. Çünkü Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir. (BAKARA SURESİ 85. Ayet)” Bakara suresi 85. Ayette H.Z. Musa’nın getirdiği kutsal kitap olan Tevrat’a inanmayarak, bir kısmını kabul edip, bir kısmı kabul etmemeleri onlar için azap olarak geri döndüğü açıkça belirtilmiştir. İnanmak hala birçok kişinin işine gelmiyor, doğrudur…

Eğer evliyseniz ve eşinizin sizi aldattığına inanıyorsanız önce kendinize bakmalısınız. Sadece bu gününüze değil, geçmişte yapıp da hala pişman olmayıp, tövbe etmediklerinize bakın. Çünkü ALLAH (C.C.) Kur’an-ı Kerimde şöyle buyuruyor: “Zina eden erkek ancak, zina eden veya Allah’a ortak koşan bir kadınla evlenir. Zina eden bir kadınla da ancak zina eden veya Allah’a ortak koşan bir erkek evlenir. Bu, mü’minlere haram kılınmıştır. (NUR SURESİ 3. Ayet)”

Dinler arası Diyalog

Son günlerde farklı dinlerin birbiriyle ilişki içerisinde olduğu konusunda çalışmalar yapan hocalar ve cemaatler ortaya çıktı. Müslüman bir imam, Hıristiyan bir papaz ile el sıkışıp sanki bir şeylerin pazarlığını yapar görüntüsü verebiliyor. Onlar için çok sözüm yok, zaten çok söze de gerek yok. Soruyorum: Müslüman mısınız? Cevabı: Elhamdülillah ise; “Şüphesiz Allah katında din İslâm’dır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra sırf, aralarındaki ihtiras ve aşırılık yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah’ın ayetlerini inkâr ederse, bilsin ki Allah hesabı çok çabuk görendir. (AL-İ İMRAN SURESİ 19. Ayet)” şüphesiz ALLAH’ın katında din İslam iken, Hıristiyan, Yahudi cennete girecek diye söylenemez. “Allah’ın ayetlerini inkâr edenler, Peygamberleri haksız yere öldürenler, insanlardan adaleti emredenleri öldürenler var ya, onları elem dolu bir azap ile müjdele.(AL-İ İMRAN SURESİ 21. Ayet)” Şimdi siz ALLAH(C.C.)’ın ayetlerini inkâr etmiş olmuyor musunuz, Peygamberinin getirdiği emirleri kabul etmeyerek onu öldürmüş olmuyor musunuz? Azap sizi bekliyor…

Engin DİNÇ

18.12.2011