Posts Tagged ‘ADALET’

Vatan Sevgisi

Herkes vatanını sever; biz âşık oluruz.

Nasıl bir sevdadır bilir misin vatan sevgisi; bir kadının erkeği, bir erkeğin kadını sevmesi velhasıl kelam bir elif sevdası değildir. Böyle ızdırap vermez, seni terk etmez, sana kapris yapmaz, yüreğini genişlettikçe genişletir. Vatanım dediğin ne varsa, gördükçe seni daha fazla bağlar bu sevdaya…

Avuçları buruşmuş, nasır tutmuş anaların hamuru yoğurmasında, mis kokulu yufkasında gizlidir vatan sevdası. Kırlarda koşan çocukların sevinç çığlıklarında, bozkırlara yayılan koyunların, sığırların çan seslerinde gizlidir…

Bir sevda ki yürekte kabardıkça kabaran, iyiliği, doğruluğu elden ele yayan bir sevdadır bu. Canı seve seve feda edebileceğin ama sevdandan asla vazgeçemeyeceğin bir sevda…

Böyle büyüdük biz anam babam, böyle yetiştirdik kendimizi… Anasız, babasız, ağasız, kimsesiz durabildik de vatansız duramadık. Öyle sevdik ki bu toprakları, öyle sahiplendik, öyle bağlandık ki; elifinden, yârinden vazgeç deseler, dönüp bakmazdık yüzüne…

Hani dedim ya, herkes vatanını sever, biz âşık oluruz. Öyle sevdik işte. Öyle ölümüne, öyle çaresiz, öyle bağlı, öyle vazgeçilmez bir sevda bu…

Bedenim hayatta belki de, ruhum kaç kere öldü bilmem. Kaç kere serildi bu topraklara cesedim, kaç ağıt yakıldı ardımdan ve akıtılan kaç damla gözyaşı… Defalarca vuruldum, defalarca öldüm, yeniden dirildim bir vatan sevdası uğruna.

Öyle sevimlidir ki şu vatan dediğin, ne para doldurur yerini, ne ana, ne baba. Öylesine muhteşem ki damakta bıraktığı tat hiçbir lezzet dolduramaz yerini. Bazen İstanbul’da bir vapurdan simit atarsın martılara, bazen Şırnak’ta kurşun atarsın hainlere. İkisi de hak ettiğini yer…

Okursun, en önemlisi okursun. Seni sen yapan kültürünü okursun, dilini bilir, dinini öğrenirsin. “Oku” diye gelmiş en güzel emre uyar da okursun. Resulullah efendimiz gibi yaşar, hazreti Hamza gibi ölürsün. Adalet denildi mi hazreti Ömer, cesaret denildi mi hazreti Ali Olursun. Kılıcın Zülfikar, atın Burak olur. Vatanının her köşesine yayarsın doğruluğu. Türksün sen, çılgın derler sana da; mümin bu demek akıllarına gelmez…

Sen; selamun aleyküm dersin, kardeşin Ve aleykümselam ve rahmetullahi ve bereketuhu der… Bir yudum çay içer, hem dem olursun.

21.10.2018 | Engin Dinç

Memura psikolojik baskı kumpası

Vatansever, devletine hizmet eden, gerektiğinde gecesini gündüzüne katan, FETÖ/PDY’ci kumpasçıların oyunlarına maruz kalan memurlar da yakılmaya çalışılıyor.

Devletin son dönem politikaları arasında devlet memurlarının akıllarındaki “garanti iş” mantığını yıkmaya çalışmaktadırlar. Bu politikayı kısmen haklı buluyorum. Fakat bunu yaparken de bir bakıma kumpas yolu açılmakta, CIA-FETÖ/PDY ortaklığına bilinçsizce hizmet edilmektedir.

Cumhurbaşkanımızın yerli araba üretimi konusunda harekete geçildiğini duyurduğu şu günlerde birileri ülkemizin içindeki FETÖ/PDY unsurlarını temizliyormuş gibi görünerek; devletimizin yanında ve hizmetinde olan personellerine karşı psikolojik harp ve yıpratma politikası uygulamaktadır. Bu sayede muassır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkma yolunda hızla ilerleyen Yüce Türk Devleti’nin toplum üzerinde baskıcı bir politika izlediği, halka zulüm ettiği mesajı bilinçaltına işlenmeye, yönetim ile halk arasında gerginlik yaratılmaya çalışılmakta; iktidar terörist ilan edilmek istenmektedir. ABD’nin Irak başta olmak üzere birçok devlete “terörist yönetimi var” bahanesiyle askeri müdahale de bulunduğunu hatırlatmak isterim.

Çalışan ve vatanına en iyi hizmeti vermek için asgari gayret içerisinde olan devlet memurlarının daha iyi korunması, fiziki ve ekonomik şartlarının daha da iyileştirilmesi gerekirken üzerlerinde psikolojik baskı kurmak, mobing uygulamak ve bu sayede devleti idare edenler ile devlete hizmet edenler arasında küskünlük oluşturmak ileriki zamanlarda devletimizin maddi bütünlüğüne zarar verecek adımların temelini oluşturmaktır.

Gelişen, düşünen, karar veren ve uygulamaya koyup sonuçlandırmak isteyen genç beyinler, kimi kesim ve amirlerce baskı altına alınma yoluyla sindirilmekte, gelişim ve olumlu yönde değişim engellenmek istenmektedir. Bu durumun, silahla elde etmek istedikleri devletimizi alamayanların yeni bir oyunu olduğunu düşüncesindeyim.

Ülkesini her zaman düşünen, kullandığı bir kağıdın bile hesabını ödeyeceğini inanarak çalışan kişilerin bu denli psikolojik harbe maruz kalması doğru olmadığı gibi bu harbi uygulayanların bağlantılarının ve kim olduklarının iyi araştırılması gerektiğini düşünüyorum.

Hun İmparatorluğu’ndan, Selçuklu’dan günümüze kadar; iman, itikat ve sadakat ile büyüyen; dünyaya adalet ile hükmeden milletimizin yok olmasını binlerce yıldır hayal edenlere karşı ülkemizin içinde veya dışında hangi makam ve mevkide olurlarsa olsunlar dik duruş sergilenmeli, hak yolda olan yöneticilerimizin arkasında durulmalıdır. Aynı şekilde hak yolda olan memurlar da amirlerince korunmalıdır. 15 Temmuz 2016’da yaşanan vahim ve hain olayda bir hilal uğruna;her makam ve mevkiiden tek bilek olan milletimiz gibi bugün de, yarın da tek bilek olunabilmelidir. Kumpasla sımsıkı tutan ellerimizin arasına yağ damlatan, kaydırmaya çalışan, ayırmaya çalışanlara taviz verilmemelidir.

Hainlerin bir bir tespit edilip kamudan uzaklaştırılmasıyla, onların batırdığı işleri temizlemeye çalışarak; gecesini gündüzüne katan, bunu yaparken de devletin kuruşunu ziyan etmemeye çalışan memurlara karşı uygulanan psikolojik baskı bahsettiğim gibi yeni bir FETÖ/PDY oyunudur.

Saygılarımla…

Engin DİNÇ

03.11.2017

Din ticareti

Allah (c.c.) doğru söylemekten ve doğruyu Allah’tan (c.c.) başka kimseden korkmadan söylemeyi nasip etsin inşAllah.

Günümüzde sadece ülkemizde değil dünyanın birçok ülkesinde din ticareti yapılmaya başlanmıştır. Ülkesinin sorunlarına gerçekçi çözümler bulamayan koltuk sevdalısı kişiler o koltuğu elde etmek için realist vaatlerde bulunamadıkları için halkın gönlünü çalmayı kendilerine silah edinmişler. Kişi kendi karizmatik liderliği ve halkına hizmetiyle gönül çalıyor ve lider oluyorsa dürüstlüğünden şüphe edilmez, fakat koltuğunu korumak için halkın hassasiyetinden faydalanıyorsa güvenilmezdir.

Yaşadığımız zaman tam da Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) hadislerinde de bahsettiği ahir zamandır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ahir zamanda din sömürücülerinin çıkacağını şöyle anlatmaktadır: “Ahir zamanda dünya menfaati için dini alet eden riyakârlar çıkar. Sözleri baldan tatlıdır. Bunlar kuzu postuna bürünmüş birer kurttur.”[1]

Bir kişinin Allah’ın (c.c.) dinini dünyanın nimetlerine karşı koruyup yüceltmesi gerekirken, dünyalık nimetleri din sayesinde elde etmeye çabalaması büyük günahlardandır. En başta dindar kişiliğini öne çıkartarak bir makam ve mevki elde etmeye çalışmak; riyadır ve riya da haramdır. Dikkat çekmek istiyorum riya haram dedik. Adam öldürmüyorsunuz çünkü haramdır, zina yapmıyorsunuz çünkü haramdır, hırsızlık yapmıyorsunuz çünkü haramdır o zaman riya da yapmayacaksınız çünkü o da haramdır. Az haram ya da çok haram diye bir şey yoktur. Bir şey haramsa haramdır.

Din ticareti yapıp da din adamlarına ve devlet adamlarına yaklaşarak makam ve mevki elde etmeye çalışmak, riya olduğu kadar gizli şirke de girmektedir. Çünkü makam ve mevki verme yetkisinin Allah (c.c.) da değil de devlet liderinde olduğu düşünmek şirktir. Hangi günahı işlemiş olursanız olun affedilebilirsiniz ama şirkin affı olmadığını unutmayın!

Allah’ın (c.c.) Resulü (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Yazıklar olsun ilmini ticarete alet eden ilim sahibi kötü kimselere ki, devlet adamlarına yaklaşır ve kazanç temin ederler. Allah onların ticaretine kesatlık versin!”[2] Bakınız Peygamber Efendimiz (s.a.v) din ticareti yapan bu kişiler için beddua da etmektedir. Çünkü Allah’ın (c.c.) dinini verip de yerine dünyalık almaktadırlar, nefislerine uymaktadırlar.

Sadece devlet adamları değil din adamları da halktan bir şeyler almak için haram olana helal gibi fetva vermeye başladılar. Bir de verdikleri yalan fetvalara akıl ve mantık çerçevesinde bahaneler uydurmaya giriştiler. Sadece günümüzde değil geçmişte de bu böyle olmuştur. Bazıları çıkıp dünyevi menfaatleri için din kurallarını kendileri için şekillendirmeye başladılar. Mukaddes dinimiz İslam’ın din adamlarının bunları yaptıkları gibi Hristiyanlık ya da Musevilikte de bu böyle olmuştur velev ki böyle olmasaydı bugün o dinler ve kitapları bozulmadan kalabilecekti. Peygamber Efendimiz (s.a.v) bundan yüzlerce yıl evvelinden şöyle haber vermiştir: “Ahir zamanda âlimler, halkın istediği yönde fetva verip, helale haram, harama helal derler, Kur’an’ı ticarete, menfaate alet ederler.”[3] Bu din adamları dini alet edip dünyalık kazanmak için dine çok zarar vermişlerdir. Eğer vermemiş olsalardı bugün herkes dinine sonsuz sadakat ile bağlı olurlardı. İnsanlığa; şeytan ve nefsin oyunlarının yanı sıra dünyalık nimetler (sözde) için dini kullanan din adamları da zarar vermiştir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyuruyor ki: “Allah-u Teâlâ, Âdem (a.s.) bin çeşit sanat öğretip buyurdu ki: Çocukların ve neslin, bu sanatlardan biri ile rızkını talep etsin, sakın ola ki dini geçim aracı yapmasın, dini kullanarak dünyayı talep edenlere yazıklar olsun!”[4]

“Bir zaman gelir ki, insanlar, yalnız malın, paranın gelmesini düşünüp, helal-haram olduğuna bakmazlar.”[5]

“Dünya kârını, ahirete tercih eden, La ilahe illallah dediği zaman, Allah-u Teâlâ, Yalan söylüyorsun, sözünde sadık değilsin buyurur.”[6]

“Din bilgilerini dünya menfaati için öğrenenlere, ilmini paraya değişenlere kıyamette ateşten gömlek giydirilir.”[7]

“İlim, dünya menfaati için öğrenildiği ve ibadetler, dünya menfaatlerine alet edildiği zaman fitneler zuhur eder.”[8]

Gördüğümüz gibi Allah (c.c.) Resulü bu konu üzerinde çok öğüt etmiştir. Bizim de yapmamız gereken önce düşünmek, sonra da Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) öğütlerine riayet etmektir.

13/02/2015

Engin DİNÇ

KAYNAKÇA

[1] Bkz. Hadis-i Şerif: Tirmizi

[2] Bkz. Hadis-i Şerif: Hâkim

[3] Bkz. Hadis-i Şerif: Deylemi

[4] Bkz. Hadis-i Şerif: Hâkim

[5] Bkz. Hadis-i Şerif: Nasıhin

[6] Bkz. Hadis-i Şerif: Beyleki

[7] Bkz. Hadis-i Şerif: Deylemi

[8] Bkz. Hadis-i Şerif: Abdurrezzak

Herkes Rabbine Tapar

Âlemleri yaratan Rabbimizin bizi doğru yola iletmesi, doğru yolu buldurup da o yoldan döndürmemesi, âlemlerin sultanı Hazreti Muhammed’e (s.a.v.) sadık bir ümmet olmamızı sağlaması dileğiyle başlıyorum cümlelerime…

Pek de sevmediğim konular hakkında yine kelimeleri yan yana getirme çabasına giriştim. Siyaset…

Vakit öyle bir vakit ki ülkemizde kim haklı, kim haksız bilemiyoruz. Sadece haklıyı aramaktan ziyade kim adil, kim adil değil onu da bilemiyoruz. Mahkemeler, bilhassa hâkimler Allah’ın (c.c.) El-Adil[1] ism-i şerifinden aldıkları güç ile insanlar arasında adaleti dağıtma görevini üstlenmiş kişilerdir. Onların taşıdıkları yükün birçok kişiden daha ağır olduğu katidir. İşte bu yazımda muhatabım insanlar arasında adaleti sağlamakla mükellef olan hâkimlerdir.

Bir mazlum, bir zalimden zulüm gördüğü zaman hakkının kendisine iadesini talep etmek maksadıyla en güvendiği yere önce Allah’a (c.c.) başvurur. Allah (c.c.) mutlak ve muhakkak adil olandır. Lakin Allah (c.c.) adaleti sadece dünyada vermeyebilir. Çoğu zaman adaleti ahirete saklar. Çünkü kulunun dünyada çektiği sıkıntıyı, günahlarına kefaret kabul ederek onun için ahirette güzellikler inşa edebilir. Kişi aynı zamanda dünyada da adaletli olunmasını, Rabbinin kendisi için dünyada güzellikler ihsan etmesini isteyebilir. İşte bu talebini de Rabbin adaletini dünyada hâkim kılmayı kabul etmiş, kendisini bu konuda vazifeli görmüş olan hâkimlere yapar.

Hâkim bir konu ya da bir kişi hakkında karar verirken haklı olanın hakkını, haklıya vermelidir, güçlüye değil. Eğer böyle yapmazsa adil olmamış olur. Oysa Allah (c.c.) Kelam-ı Kadim olan Kur’an-ı Kerim’inde şöyle buyuruyor: “Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.”[2] İşte bu ayeti kerimeyi bilmesine rağmen bir kişi hakkı doğru gözetmeyip, haklının hakkını elinden alıp; güçlü olana veriyorsa bu kişi adil değildir. Oysa hâkimlik yapmak isteyen bir kişi; Rabbinin adaletini insanlar arasında sağlama sözü vermiş olur, peki bu sözü vermiş olmasına rağmen tutmayan kişi için ne demek gerekir? Ben onlar için şöyle söylüyorum: “Herkes Rabbine tapar, onun istediğini yapar.”

Yani kişi adalet gücünü Allah’ın (c.c.) El-Adil ism-i şerifinden alarak yapıyorsa, herkese eşit davranarak siyasi otoritelerin gücünden ve baskısından korkmadan ya da rüşvetini almadan adaleti dağıtır. Yok, kişi eğer adalet gücünü şeytanın elinden alıyorsa nefsi ne isterse, neyi arzu ederse, günaha yakın olan ne varsa onu yaparak adalet dağıtır. Zaten dağıttığına da adalet demek çok da doğru olmaz.

Hâkimlerin görevlerinin zor olduğunu söylemiştik. Evet, çok zordur; hem maddi, hem de manevi… Çünkü siyasi otoriteler günümüzde güçlerini yitirmemek adına hâkimlerin hak olan kararlarına müdahale etmektedirler. Bu müdahaleler üzerine de hâkimler makamlarını ve koltuklarını kaybetmemek adına siyasi otoritenin isteği yönünde karar vermektedirler oysa onların bu davranışları adil bir davranış değildir. Allah (c.c.) bu hususta Kur’an-ı Kerim de şöyle buyurmuştur: “Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa, Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın). Çünkü Allah ikisine de daha yakındır. (Onları sizden çok kayırır.) Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer (şahitlik ederken gerçeği) çarpıtırsanız veya (şahitlikten) çekinirseniz (bilin ki) şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”[3]

Bu açık bir adaletsizliktir ve bu adaletsizliği hâkimin yaptığı kadar siyasi otorite de yapmaktadır. İlahi âlemde bunun ilk karşılığı ise kul hakkıdır. Kişilerin her gün umursamadan insanlardan aldıkları bu kul hakkı ise Allah (c.c.) katında en önemli konulardan bir tanesidir. Bir kişi Allah (c.c.) için savaşıp şehit dahi olsa ona sorulacak tek soru vardır o da kul hakkıdır. Oysa bugün insanlar kul hakkı gözetmek konusunda çok gevşek davranmaktadırlar. Allah (c.c.) gerçekten Müslüman olanlara, gerçekten inanan kullarına kul hakkını korumak hususunda açık emirler vermiştir: “Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. İnsanların eşyalarını (mallarını ve haklarını) eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.”[4] Emirler bu kadar açıkken bir kişi Müslüman olduğunu iddia etmesine rağmen Allah’ın (c.c.) emirlerini yerine getirmek yerine sanki kendisine makamı verenin Allah (c.c.) değil de siyasi otoriteymiş gibi ondan korkup-çekinerek hareket etmesi ve kararlarını o yönde vermesi doğru değildir. Böyle davranan bir kişinin inancındaki samimiyetten de şüphe edilebilir. Allah (c.c.) Kelam-ı Kadim’in de samimiyetsiz o Müslümanları bize şöyle anlatıyor: “Azap size gelmeden önce Rabbinize dönün ve O’na teslim olun. Sonra size yardım edilmez. Farkında olmadan azap size ansızın gelmeden önce, Rabbinizden size indirilenin en güzeline uyun ki, kişi, “Allah’ın yanında, işlediğim kusurlardan dolayı vay hâlime! Gerçekten ben alay edenlerden idim” demesin. Yahut “Allah beni doğru yola iletseydi, elbette O’na karşı gelmekten sakınanlardan olurdum” demesin. Yahut azabı gördüğünde, “Keşke benim için dünyaya bir dönüş daha olsa da iyilik yapanlardan olsam” demesin. (Allah, şöyle diyecek:) “Hayır, öyle değil! Ayetlerim sana geldi de sen onları yalanladın, büyüklük tasladın ve inkârcılardan oldun.” Kıyamet günü Allah’a karşı yalan söyleyenleri görürsün, yüzleri kapkara kesilmiştir. Büyüklük taslayanlar için cehennemde bir yer mi yok? Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanları başarıları sebebiyle kurtarır. Onlara kötülük dokunmaz. Onlar üzülmezler de. Allah, her şeyin yaratıcısıdır. O, her şeye vekildir.”[5]

Sözün kısası diyecek olursak; adaletli olun. Allah’ın (c.c.) gazabı da affı kadar geniştir. Makamınıza zarar gelir diyerek dininizi satmayın. Hiç kimse Allah’tan (c.c.) daha güçlü değildir. Eğer siz başkasının gücünden korkarda adaleti hakkıyla dağıtamazsanız Allah (c.c.) ahiret günü sizin için adaleti hakkıyla dağıtır ve kul haklarını gasp ettiğiniz insanların haklarını sizden alır. O gün geldiğinde (Kıyamet günü) yerle bir olacak bu dünya için bunca günaha girmeye değmez. Allah (c.c.) bizi adalet yolundan yani kendi yolundan ayırmasın. Yüreklerimize de O’nun (c.c.) korkusundan başka korku, O’nun (c.c.) sevgisinden başka sevgi koymasın.

05/02/2015

Engin DİNÇ

KAYNAKÇA

[1] Manası: Mutlak Âdil. Tam ve sonsuz adalet Sahibi. Her şeyi yerli yerinde yapan. Allah’ın (c.c.) herkese hakkını veren, koyduğu âdil hükümleriyle zulme razı olmayan, zulmü ve zalimi sevmeyen.

[2] Bkz. Kur’an-ı Kerim – Nisa Suresi – 58. Ayet (Diyanet Meali)

[3] Bkz. Kur’an-ı Kerim – Nisa Suresi – 135. Ayet (Diyanet Meali)

[4] Bkz. Kur’an-ı Kerim – Hûd Suresi – 85. Ayet (Diyanet Meali)

[5] Bkz. Kur’an-ı Kerim – Zümer Suresi – 54-62. Ayetler (Diyanet Meali)

Adaletin simgesi H.Z. Ömer (R.A.)

Kıtlık çekilmekteydi yemek yemek isteyen H.Z. Ömer(R.A.)’ın önüne güzel güzel yemekler getirilince “Bunlar da nedir böyle?” diye sordu. Bunun üzerine yemeği getiren oğlu “Açsın günlerdir düzgün bir şey yemiyorsun, çok zayıf düştün baba…” dediğinde H.Z. Ömer(R.A.) hışımla ayağa fırlar ve “Bunları halk yesin bana biraz ekmek ve yağ getir. Halifeyim diye bana bunu yemek düşmez…” Diye buyurdu.

Adalet dediğimiz şey artık günümüzde sıfır hatta sıfırında altında… Hırsızlık, soygunculuk, harama tama etme almış başını gitmiş. Hiç kimse bir başkasının hakkını gözetmiyor. Karnını doyurmak için hiç acımadan başka kişinin lokmasını elinden alabiliyor. Bunun en büyük örneğini de yıllardır açlık ve sefaletle savaşan Afrika ülkelerini gösterebiliriz. O ülkelerin bir kısmı açlık ve sefalet ile sürünürken bir kısmı özellikle de yönetici kısmı lüks içinde bir yaşam sürüyorlar.

H.Z. Ömer(R.A.) Medine’de deve pazarında gezerken çok iri ve besili develer gördü. Oradakilere sordu: “Bu develer kimin?”  Cevap verdiler. “Ya! Ömer o develer senin oğlunundur.”  Bunun üzerine oğlunu yanına çağırdı ve dedi ki: “Bu develer neden böyle besili neden böyle kilolu?” Oğlu: “Baba onlar otladı ve beslendiler bu yüzden kilolular…” H.Z. Ömer(R.A.): “Bunları besleyen çobanlar bu develer H.Z. Ömer’in oğlunun deyip çok besletti değil mi?” Oğlu: “Benim bir suçum yok baba…” H.Z. Ömer(R.A.): “O develer satılacak ve sadece hakkın olanı alacaksın artan kısmı müminler arasında pay edeceksin çünkü bu develer onların develerinin yemesi gerekeni yemiştir…”

İşte o adaletin simgesi: H.Z. Ömer(R.A.)

Devletin yöneticisi ve halifesiyken bile kendisine karşı bir öncelik sağlanmasını istememiş, kimsenin hakkını göz dikmemiş, her kulun hakkını göz etmiştir. Gelin görün ki bu gün ülkemizin başta yöneticileri yukarıdan aşağıya doğru nasıl bir damla hak yerim diye bakıyor…

Vekillerin torpillerli, referanslar, haksız kazanç, adaletsizlik, haksız ticaret v.s…

Çok görüyorum! Bir cemaate girip de oradaki kişiler kanalıyla kamu görevlisi olmak için çabalayanı ya da terfi alma çabasında olanı… Koltuk ve makam sevdası için o yeri hak edenlerin haklarını gasp edenleri… Hele ki bunları yapanların “cemaatçiyim ben” demeleri yıkıyor beni… İslam’ı seçip Allah(C.C.)’a ulaşmak için o yolda yürüdüğünü iddia ederek bir cübbe, bir sarık, bir çarşaf giyerek elindeki tespihlerle Rab’i anarken bile sayının hesabını tutan ticaret ehilleri yıkıyor beni…

Bu devirde bize bir sen lazımsın Ya! Ömer(R.A.)… Torpil yapmayı, haram yemeyi, makamını rant için kullanmayı bile helal sayanların yaşadığı bu devirde, senin gibi bir adalete ihtiyacımız var Ya! Ömer(R.A.)…

Adaletin simgesi gözlerine bez bağlanmış elinde bozuk teraziyle duran bir Yunan Tanrıçası değil sen olmalısın Ya! Ömer(R.A.)…

H.Z. Ömer(R.A.)’in oğlu hastalanmıştı. Doktora götürdüler. Doktor ise Yahudi idi. Yahudi “Bakalım halife kendi oğluna da Allah(C.C.)’ın emrini tatbik edecek mi?” diye, H.Z. Ömer(R.A.)’in oğluna sarhoş edici bir madde içirdi. Onu ilâç zannederek içen halifenin oğlu kendinden geçtikten sonra, yahudinin teşvikiyle kızına da zina etti. Muradına eren Yahudi sokağa çıkıp: “Ömer’in oğlu benim kızıma zina etti, diye bağırmaya başladı. “ Dedikodu her tarafa yayılıyordu. H.Z. Ömer(R.A.), meseleyi tahkik ettirdiğinde hakikaten oğlunun Yahudinin kızına zina ettiğine kanaat getirdi ve yüz sopa vurulmasına karar verdi. H.Z. Ömer(R.A.): “Zina eden benim oğlum olduğu için sopayı ben vuracağım.” dedi ve seksen sopa vurunca oğlu öldü. Yirmi sopa da oğlunun ölüsüne vuran halife, ağlamaya başladı. Diğer ashap: “Ya Ömer ağlama, şeriatın emridir.” diye teselli etmeye başladıklarında O(R.A.) “Ben oğlum öldü diye ağlamıyorum. Ben sopayı ona vururken acaba içime babalık merhameti doğdu da, yavaş vurdum mu diye ağlıyorum. Eğer öyle oldu da, yarın Allah(C.C.) bana bunun hesabını sorarsa ne cevap vereceğim diye ağlıyorum.” dedi.

19.08.2012

Engin DİNÇ