Sosyal Medya Reklamcılığı ve Dikkat Edilmesi Gerekenler

Sosyal paylaşım siteleri internet dünyasında yer almaya başladığı günden bu yana hızla çoğalmaya ve çeşitlenmeye başladı. Her geçen gün daha fazla hayatımızın merkezine ilerleyen sosyal medya siteleri geliştirdikleri mobil uygulamalarla artık her dakika elimizin altında bulunuyor. Bu durumdan nemalanmaya çalışanlar da her geçen gün farklı teknik ve taktiklerle karşımıza çıkıyorlar.

Sosyal Medya Reklamı

Özellikle firmalar müşterileri ile daha hızlı iletişim sağlamak için oluşturdukları sayfalar üzerinden hem müşterileri ile iletişime geçiyor hem de ürünlerini alıcıya daha hızlı bir şekilde pazarlayabiliyorlar.

Firmalar, “Sponsorlu” bağlantı adı altında sosyal medya sitesine ücret ödemesi yaparak gönderilerini daha fazla kitlelere ulaştırmayı başarabiliyorlar. Bu reklam hizmetlerini eğer kendiniz kontrol edemiyorsanız o zaman da sosyal medya uzmanı bir personel çalıştırabilir ya da sosyal medya ajansları ile iletişime geçebilirsiniz.

Pekâlâ, nedir Sosyal Medya Ajansı?

Sosyal medyaların türemesiyle yeni yeni ticari faaliyet alanları da ortaya çıktı. Bunlardan bir tanesi de sosyal medya ajanslarıdır. Bu ajanslar müşterilerinin sosyal medya sayfalarını yöneterek yaptıkları paylaşımlar ile daha fazla kitlelere ulaşmayı hedefliyorlar. Bugün bilindik bir çok yazar, ticari firma ve hatta cemaatler bu sistemi kullanmaktadırlar.

Fakat bunun bizim zararımıza olan bir kısmı mevcut. Kitleleri yönetmek isteyen art niyetli kişiler bu sistemi kullanarak sizi istediği gibi yönetebilir.

Teknik ve Taktik

Özellikle sosyal medya ajansları tarafından topluma mal olmuş kişilerin isimleri kullanılarak açılan sayfalar dikkatimizi çekiyor ve hemen takip etmeye başlıyoruz. Örnek vermek gerekirse; Mevlana Sözleri, Yunus Emre, İslam, Atatürk, Türkiye v.b. isimlerle sayfalar açarak bu sayfalarda ilk önce adına sayfa açılan kişi ile ilgili paylaşımlar yapıyorlar. Yani Mevlana adıyla bir sayfa açan sosyal medya ajansı Mevlana’nın sözlerini paylaşıyor. Bu da bizim ilgimizi çekiyor; biz de beğeniyor, paylaşıyor ve hatta sevdiklerimize bu sayfayı önererek onların da beğenmesini sağlıyoruz.

Yine sayfanın hit almasını sağlamanın en önemli unsuru bir siyasetçiyi ya da topluma mal olmuş bir kişiyi karalayan paylaşımlar yaparak ilgimizin oraya yönelmesini sağlamaktır. Bu sayede sevdiğimiz bir kişinin kötülenmesi bizi rahatsız edecek ve sayfaya yorum yapacağız. Bize katılmayan başka bir kullanıcı da bizim yorumumuza cevap verecek ve bu böyle devam ederek milyonlarca kişinin görmesini ve sayfanın tanınmasını sağlayacak.

Sayfanın takipçileri binleri hatta milyonları bulunca da sosyal medya ajansı sayfada reklamlar paylaşmaya başlayacak. Bu reklamları da çoğu zaman direkt “Bu ürünü satın alın” diyerek değil de sanki kendisi kullanmış beğenmiş sevdikleri dostlarının da faydalanmasını istiyormuş gibi yapacak. Buna örnek vermek gerekirse; “Engin Dinç’in Hiç – AŞK’ın Tarifi isimli kitabını okudunuz mu? Güzel diyorlar ama tavsiye almak istiyorum.” Gibi bir paylaşım yaparak sanki kitap hakkında bilgi almak ister gibi bizlerin yorumlarını alıyor. Bir çok kişi de bu kitap nasıl acaba diyerek internette arama yapıyor ve kitap hakkında bilgi alıyor. Bir süre sonra bir kitapçıda gördüğünüzde de “Ben bunu nette gördüm bir okuyayım” diyor ve alıyoruz.

Tehlikeler

Son zamanlarda ülkemizin yükselişinden memnun olmayan kitleler sosyal medyayı kullanıp yalan haber yaparak insanların sokaklara dökülmesini sağlamaya çalışıyorlar. Gezi Parkı olayları v.b. olaylarda da bunun ne kadar başarılı olduğunu gördük.

Bu iş için bazı sosyal medya ajanlarına birkaç bin TL ödeme yaparak istenilen grafiği grafik tasarımcılarına tasarlatıp yüzlerde sitede paylaşılmasını sağlayabiliyor bu sayede de toplumu istedikleri gibi yönlendirebiliyorlar. Bugün Türkmendağı hakkında yapılan paylaşımların bir çoğunun da bu şekilde yayıldığını görüyorum. “Türkmendağı düştü, binlerce Türk katledildi.” V.b. gibi paylaşımlarla halkın milliyetçi duyguları üzerinde oyunlar oynanıyor, galeyana getirerek bir iç isyanın çıkartılması ve halkın devlete olan güveninin zayıflatılması amaçlanıyor.

Önlemler alınmalıdır

Özellikle kamu kurumları sayfalar açarak kamuyu sosyal medya üzerinden an ve an bilgilendirmelidir. Kamu kurumlarından kastım en üstten en aşağıya, en aşikardan en gizliye devletin bekası için çalışan kurumlardır. Ayrıca bu yalan haber paylaşımlarını yapan sosyal medya ajansları ve sayfaları da tespit edilerek haklarında gerekli yasal işlemler yapılmalıdır. Bu konuya eğer ciddiyet ile yaklaşılmazsa tekrar tekrar ülkenin iç karışıklarla baş başa kalması kaçınılmazdır.

Engin Dinç

22/11/2015

Şehvet başa bela açıyor!

Virüslü-UygulamaÖzellikle android işletim sitemi kullanan kullanıcıların dikkat etmesi gereken bir tür virüs bu sıralar şehvetine düşkün kimselerin başına bela olmuş durumda…

Güvenlik firması Zscaler’in ortaya çıkardığı bu virüs kendisini porno oynatan bir video oynatıcı gibi gösteriyor ve kullanıcının uygulamayı cihazına yüklemesiyle birlikte kullanıcının fotoğraflarını çekiyor. Kullanıcının fotoğraflarını çeken uygulama bir fidye ekranı getirdikten sonra kişiden fotoğrafları internette paylaşmamak için 500 Dolar ödemesi gerektiği hakkında tehdit ediyor. Telefonu yeniden başlatsanız da fidye ekranı tekrar karşınıza çıkıyor.

Android’in tüm güvenlik duvarlarını kırıp, açıklarından faydalanmaya çalışan kişilerin son zamanlarda gerçeğine benzer arayüzlerle sahte uygulamalar yaptıktan sonra bu uygulamaları Android cihazlarda sorunsuzca çalıştırabildikleri konusunda uyarmıştım.

Cihazınızı ele geçirmek isteyenlerin en çok kullandığı Android uygulama indirme platformu Google Play Store olsa da, Play Store dışındaki platformları kullanmamakta ve gerçekten ihtiyacımız olmadıkça hiçbir uygulamayı indirmememizde de fayda görüyorum.

Engin DİNÇ

10/09/2015

Dijital Gelecek Hareketi

Apple yeni TV’sini tanıttı!

Dijital teknoloji geliştirme de dünya devi firmalardan bir tanesi olan Apple yeri ürünü AppleTV’yi sonunda tanıttı. Merakla beklenen ve hakkında birçok söylenti yayılan AppleTV yeni dokunmatik kumandası ile dikkat çekerken geliştirilen TVOS işletim sistemi de diğer Apple işletim sistemlerinden farklı olarak programcılara SDK geliştirme ve eklentiler yapma fırsatı sunuyor.

AppleTV’nin diğer bir özelliği de dokunmatik kumandası üzerine yerleştirilen bir tuş ile Siri’ye direkt bağlantı sağlanabilmesi oldu.

Kumanda üzerindeki dokunmatik tuşlar sayesinde ekranı kontrol etmek daha kolay hale getirilirken Siri yardımıyla sesli komutlar ile kumanda yönetilebiliyor. Örneğin izlemek istediğiniz filmin adını “Hababam Sınıfı’nı getir” şeklinde söyleyerek filmi izleyebilirken; “Kemal Sunal’ın filmlerini getir” dediğinizde de Siri size aradığınız tüm filmleri bulup liste halinde sunuyor.

Siri’li kumandanın yaptıkları bunlarla da sınırlı değil. İzlediğiniz bir filmde bir sahneyi yada repliği kaçırdığınızı varsayalım. Kumanda’ya “Engin en son ne dedi” gibi bir komut verdiğinizde Siri o sahneye geri gidiyor.

AppleTV’de HBO, HULU ve Netflix gibi şirketlerin uygulamalarını yüklü. Bir film izlerken spor müsabakalarının sonuçlarını da ekran değiştirmeden görüntüleyebiliyorsunuz.

AppleTV’nin dokunmatik kumandası sadece bir kumanda görevi görmekle kalmıyor, oyun konsolu görevi de görüyor. Kumanda aracılığı ile tenis oynamak istediğinizde keyifli bir zaman geçirebiliyorsunuz. AppleTV ile birlikte Crossy, Road, Rock Band ve Raymond Wong gibi kült oyunlar mevcuttur.

64-Bit A8 ile gelecek AppleTV üzerinde aynı zamanda Ethernet ve HDMI girişleri de mevcut bulunacak. Dâhili hafızası 32 GB ve 64 GB seçenekleriyle fiyasaya çıkacak olan ürünün Ekim ayında 80’den fazla ülkede satışa çıkması bekleniyor.

Engin DİNÇ

10/09/2015

Dijital Gelecek Hareketi

Türkiye’nin Haritası: GEZGİN

GezginDijital dünyada ben de varım diyen Türkiye son yıllarda büyük teknolojik ataklar yaptı. Bugün de bu ataklardan bir tanesi sayesinde oluşturulmuş bir sistemi inceleyeceğiz. Bu sistemin adı; GEZGİN…

GEZGİN Nedir?

GEZGİN; TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü tarafından T.C. Kalkınma Bakanlığı desteği ile kurduğu bir uydu harita sistemidir. TÜBİTAK bu sistemi oluştururken 17 Ağustos 2011 de fırlatılan ve tahmini ömrü 3 yıl olarak öngörülen RASAT uydusundan faydalanmıştır. Türkiye’nin ilk gözlem uydusu olma özelliğine sahip olan RASAT’ın göndermiş olduğu JPEG200 algoritmalı yeryüzü görüntüleri ile GEZGİN (Gerçek Zamanda Görüntü İşleyen) oluşturulmuştur.

RASAT Kullanım alanları ve GEZGİN

RASAT uydusu fırlatıldığı ve yörüngesine oturduğu andan itibaren Türkiye için hizmet etmeye başlamış ve birçok alanda faydalı işler yapmıştır. Haritacılık alanında; 1/25.000 ölçekli haritaların oluşturulması ve güncellenmesi, sayısal yükseklik ve ortofoto oluşturma, arazi kullanımı haritalama ve kırsal kadastro bunların başlıcaları olup GEZGİN de bu sistemden ortaya çıkmıştır. Yine afet izleme alanında; orman yangınlarını izleme ve tahribinin haritalanması, su baskınlarını haritalama ve tahmini heyelan alanlarının haritalanması, deprem sonrası yıkılmış binaların ve hasarın tespiti, afet yönetimi için güncel tematik verilerin oluşturulması da RASAT’ın bize kazandırdıkları arasında sayılabilirken yaptıkları bunlarla da sınırlı değildir. Çevre, şehir ve planlama alanında da birçok şekilde RASAT uydusundan faydalanılmıştır. Kıyılarda yaşanan değişimin izlenmesi, orman alanların tahribinin takip edilmesi, kaçak yapılaşmanın tespit edilmesi ve 3 boyutlu simulasyon hazılanması da RASAT’ın bize kazandırdıklarındandır.

GEZGİN adı verilen harita sistemini gördüğümüzde aklımıza Google Maps ve Yandex Maps geliyor. Derinlemesine inceleme yapıldığında gerek çalışma alanı olsun gerekse görsellik olsun bu adını verdiğimiz iki sistemin GEZGİN’den daha başarılı olduğunu söylemek mümkündür. Ama bu sonuç bir gün GEZGİN’in bu iki sistemi de her konuda geride bırakamayacağı anlamını taşımaz.

GEZGİN’İ İNCELEMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

Engin DİNÇ

30/08/2015

Dijital Gelecek Hareketi

Play Store’deki Tehkile!

Android işletim sistemine sahip mobil cihazların vazgeçilmez program indirme servisi Google Play Store da dikkat edilmesi gerekenler var!

Dünyanın en büyük arama motoru olarak bildiğimiz ama arama motoru olmanın dışında bir çok alanda dünyanın teknoloji zirvesine oturan Google’ın mobil cihazların kullanması için uygulama paylaşımı ve satışı yaptığı Play Store gizli tehlikelerle dolu. Profil oluşturan hemen herkes Play Store’a geliştirdiği APK’yı yükleyebiliyor ve başka kullanıcıların indirmesini sağlayabiliyor.

Tehlikeler nelerdir?

İşte bu aşamada dikkat edilmesi gereken konular var. Özellikle sağlayıcısı güvenilir olmayan mobil yazılımlar kurulum sırasında kullanıcıdan bazı izinler istiyor. Kullanıcı da bu programı kullanabilmek için ne izni istendiğine dahi bakmadan bu izni veriyor. Bu izni alan yazılım da mobil cihazı istediği gibi kontrol edebiliyor; hafızadaki dokumanlara, SMS ve görüşme kayıtlarına, GPS üzerinden konum bilgisine ulaşabiliyor. Bu bilindik tehlikeden birisi iken diğer tehlike ise parmak izi okuma programlarıdır. İlgi çekici isimler ile kullanıcılara ücretsiz sunulan bu programlar genelde fazla izinler de istemeden mobil cihaza yükleniyor. Kullanan kullanıcının dokunmatik ekranından faydalanak parmak izini okuyor ve hafızasına kayıt edebiliyor.

Bunların dışında özellikle mobil oyunlar içine eklenen bazı kodlar ile Google Cüzdan’a erişim sağlanarak sisteme eklemiş olduğunuz kredi kartından çekim yapılması sağlanıyor. Bu çekimler ise sizin dikkatinizi çekmeyecek kadar küçük miktarlar oluyor. Bu sayede az ama düzenli olarak para kaybediyorsunuz. Bu konuda yaşanan sorunlardan dolayı madur olan kullanıcılar itiraz etmesi sebebiyle Google Support da uyarıyor ve “GOOGLE*Satıcı Adı, GOOGNFC*Satıcı Adı, GOOGLE.COM/CH, GOOGLE*WALLET TOPUP” gibi işlemlerden gelen ödeme taleplerine olumlu yanıt verilmemesi gerektiği vurguluyor.

Nasıl korunabiliriz?

Akıllı telefonlarımızdan en yüksek performansı alabilmek için cihazımıza kurduğumuz bu yazılımların kaynaklarına dikkat etmeli, özellikle Play Store’un önerdiği güvenilir yazılımları tercih etmeliyiz. Bunun dışındaki yazılımları yüklerken de gerekli izinler aşamasında bizden neler istediğine bakmalı ve güvenmediğimiz hiçbir yazılıma izin vermemeliyiz. Ayrıca kaynağı bilinsin, bilinmesin kullanmadığımız yazılımları mobil cihazımıza yüklemek de cihazımızın hafızasını dolduracak ve performansında düşme yaşanmasına neden olacaktır.

Engin DİNÇ

28/08/2015

Dijital Gelecek Hareketi

Dijital Asistan “M” Geliyor!

Sosyal medya devi Facebook’tan bir yenilik daha geliyor. WhatsApp’ı da satın almasıyla sosyal medya üzerinden mesajlaşma alanında tüm kozları elinde toplayarak rakiplerine karşı büyük üstünlük sağlayan Facebook şimdi de Messenger uygulamasındaki yeniliği ile adını duyuruyor. “M” adı verilen yeni eklenti sizin en yakın dostunuz olabilir.

“M” Nedir?

Facebook mesajlaşma ürünleri başkan yardımcısı David Marcus’un tanıttığı “M” cebinizdeki asistanınız olarak görev yapacak. David Marcus; “”M” sizin adınıza iş görebiliyor.” Diyerek uygulamanın bir insan gibi birçok işi görebildiğinden bahsetti. Bu dijital asistan sorduğunuz soruları cevaplayabilecek, arama yapabilecek, internetten sizin için sipariş verip rezervasyon yapabilecek hatta sevdiklerinize özel günlerinde sizin adınıza sevdiği hediyeleri gönderebilecek.

David Marcus “M” hakkında fazla bilgi vermek istemese de “M”nin para transferi yapabileceği, sizin planlarınızı size hatırlatıp sizin talepleriniz doğrultusunda alışveriş yapabileceği öngörülüyor.

Siri, Cortana ve Google Now gibi dijital asistanlarla rekabete girişecek bu olan “M”in çok ilgi göreceğini düşünüyorum. Ayrıca “M”i diğer dijital asistanların önüne geçireceğini düşündüğüm özelliği ise yapay zekâ ile geliştirilmiş olması sebebiyle eğitilebilir ve öğretilebilir bir uygulama olmasıdır. Yani “M”i kendinize göre eğitecek, sizin istekleriniz doğrultusunda zekâ sahibi olmasını sağlayabileceksiniz.

David Marcus; “M”in test aşamasında olduğundan bahsetti. Şimdilik “M”i bu kadar tanıyoruz ama belki de yakında en iyi dostumuz olacak…

Engin DİNÇ

28/08/2015

DİJİTAL GELECEK HAREKETİ

4.5G Teknolojisi Türkiye’de!

Kablosuz bağlantı teknolojileri hızla gelişmeye devam ederken ülkemiz yeni dijital ataklar yapmaya devam ediyor. Hepimiz merakla 4G ihalelerinin yapılmasını beklerken 4.5G sürprizi ile karşılaştık.

Peki nedir bu 4.5G?

4.5G aslında 4G tabanlı bir sistemdir. İlk önce biraz 4G teknolojisinden bahsetmemiz gereklidir. 4G ilk olarak 2004 yılında Japonya’da NTT DoCoMo firması tarafından LTE teknolojisini duyurmasıyla hayatımıza girmeye başlamıştır. Bu teknolojiyi ilk deneyen ve kullanan ABD’de Verizon firmasıdır. Verizon, 17 Ağustos 2009 yılında Boston ve Seattle’da test yapmıştır. Günümüz itibariyle de tüm ABD’de 4G teknolojisinden faydalanılmaktadır. Ülkemizde ise hala 3G (3 taşıyıcılı internet) kullanılmaktadır. 4G teknolojisinin ülkemiz sınırlarına ne zaman gireceği merakla beklenirken dijital bir atakla 4.5G teknolojisinin alt yapısının kurulmasına karar verildi.

Neden buçuklu bir sistem kurulmaya karar verildi yada bir taşıyıcıdan nasıl olurda buçuklu performans alınabilir soruları aklımızın karanlık koridorlarında dolaşmaya başladı. Bu teknolojiyi derinlemesine incelemeye başladığımızda LTE Advanced karşımıza çıkıyor. 3G üç taşıyıcılı internet, 4G dört taşıyıcılı internet demektir. 4.5G de 4G tabanına kurulmuş fakat LTE Advanced’in iki taşıyıcısının birleştirmesiyle elde ediliyor. Bu teknoloji global arenada mobil teknolojiler üreten bazı firmalar tarafından 4.25G olarak da adlandırılmıştır. 4G ile 100 Mbps internet hızına ulaşılırken 4.5G ile bu hız 300 Mbps’ye ulaşabilmektedir.

Hangi cihazlar 4.5G’ye uyumludur?

Bu teknoloji ile aklımıza takılan sorulardan bir tanesi de hangi cihazların bi teknolojiye destek verdiğidir. Öncelikle 2009 yılından bu yana 4G teknolojisini kullanıyor olmasından dolayı tüm ABD menşeili firmalar bu teknolojiye destek vermektedir. Eğer cihazınız hali hazırda 4G destekliyor ise 4.5G de destekleyeceği görüşündeyim. ABD teknoloji devi Apple İphone 5 ve sonrasında üretilen cihazlarında bize bu teknolojiyi sunuyor. Yine IPad 3 ve sonrasından üretilen tablet PC’lerde de bu teknoloji mevcuttur. Samsung firması da Apha, Age 3, Age 4 , S3 ve S4 başta olmak üzere bir çok cihazında bu teknolojiye destek veriyor.

Gelecek teknoloji 5G

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN’ın da katılımıyla Çin ile ülkemizin önde gelen GSM operatörlerinden Huawei ile Turkcell arasında 5G AR-GE antlaşması imzalamıştır. 5G 1000 Mbps (1 Gbps) hızı hedefliyor. Dijital dünyaya hızlı bir giriş yapan ve bu hızın gerisinde kalmak istemeyen ülkemizde de bazı üniversiteler araştırmalarında 5G teknolojisine yer vermektedir. Umuyorum ki global firmalardan önce bizim araştırma fakültelerimiz bu ve bunun gibi birçok teknolojiyi daha önce geliştirerek dijital dünyada Türkiye’yi bir adım öne geçirebilir.

Engin DİNÇ

27/08/2015

Dijital Gelecek Hareketi

Yunanistan Türkiye’ye katılıyor!

türkiye-yunanHuffington Post adlı haber sitesine makale yazan, Chicago Üniversitesi’nde Uluslararası Hukuk ve Politika Bilimi Profesörü olan Tom Ginsburg Yunanistan’ın ekonomik krizden kurtulması için Türkiye’ye bağlanması gerektiği söylemiş…

Son derece komik bu fikri Türkiye’nin kabul etmeyeceğini bilmekte de fayda vardır. Yunanistan’ın ekonomik krizde olmasındaki başlıca etken; Yunan halkının şımarıklığıdır. AB bünyesine katılmadan binlerce yıl öncesinden bu yana Avrupa’nın şımarık çocuğu olan Yunanistan; daima Avrupa’nın para ile tuttuğu bir maşa olmuştur. Eğer Avrupa isterse bir günde bu krize son verebilir. Fakat profesör Ginsburg gibi kişilerin açıklamasıyla Türkiye’ye öz güven yüklemesi yapılırken Yunan halkına da “Bak ne hallere düştün, şımarıklığı bırak artık…” mesajı verilmek isteniyor. Krizde olduğu düşünülen Yunanistan’ın en eski savaş gemisinin 2012 yapımı olduğunu düşünürsek Çipras’ın: “Savaş gemisi, savaş uçağı değil; yolcu gemisi, yolcu uçağı yapacağız. Bizi yıllardır Türkiye saldıracak diye korkuttular…” demesini haklı buluyorum. Yunanistan’ın krizi de AB’nin bir politikasından ibarettir.

AB dediğimiz teşkilatın çökmek üzere olduğunu da söylemekte fayda vardır. AB, Müslüman halkın yüzde 98 olması sebebiyle bünyesine kabul etmediği Türkiye’ye Yunanistan’ı ulayarak Hristiyan cemaati arttırma ve bu sayede birliğe kabul etme gayesindedir. Bu şekilde kabul ederek; AB ekonomisine taze kan getirme amacına düşmüşlerdir.

AB bünyesinde olan bir çok ülkenin ekonomik krizle savaşmaktan birlik benliğinden çoktan uzaklaşmış olması; İngiltere’nin gelecek planlarını baltalamaya başlamıştır. Bu sebepten de AB’ye yeni kanlar pompalanmalıdır. Bu pompalama da Yunanistan’ın Türkiye’ye ulanmasıyla gerçekleşebilecektir.

Bugün Türkiye; güneyinde ve kuzeyinde savaş, batısında ekonomik kriz, doğusunda terör çemberi arasında milli varlık ve bütünlüğünü korumak için azami gayret sarf eden ve gayretinin karşılığını da yavaş yavaş görmeye başlayan bir devlettir. Türkiye’nin bu istikrarlı yükselişi özellikle Müslüman ve genç nüfusu sebebiyle AB’ye katılmasını uygun görmeyen çevrenin canını sıkmaktadır. Türkiye hızla yükselişe geçerken AB’ye bağlı devletlerin zayıflamaya başlaması AB’nin kurucu akıllarını korkutmaktadır. AB dünya ekonomisinin 1/6’sına sahip olsa da ekonomik kaygılar ve fakirleşme korkusu tüm AB kurucularını sarmış durumdadır. Kendi benlik ve kriterlerinden de taviz vermek istemeyen bu üst akıllar şimdi de şımarık çocukları Yunanistan’ı Türkiye ile birleştirerek Türkiye içindeki Hristiyan nüfusu bir anda 1/7 oranında arttıracaklardır. Yani birden Türkiye’de her 7 kişiden 1 kişi Hristiyan olacaktır. Aynı zamanda Yunanistan’ın ekonomik problemleri Türkiye’nin de ekonomik problemi olacak, şımarık Yunan halkı Türkiye’nin kanını emmeye başlayacaktır.

Bugün Yunanistan da ekonomik kriz olmasının asıl sebebinin Yunan halkının lüks ve şımarık yaşantısı olduğunu söylemiştim. Bunu biraz da ekonomik verilerle kıyaslayarak görelim:

2013 yılında Yunanistan da Gayrisafi Yurtiçi Hasıla(GSYİH) kişi başına 21,956$ iken bu oran Türkiye de 10,971$’dır. Bu demektir ki bir Yunan vatandaşı iki Türk vatandaşı kadar para kazanmakta ve para harcaması yapabilmektedir. Şimdi bu analizlere bakarak; “O zaman Yunanistan’ın Türkiye’ye bağlanması daha iyi bu sayede kişi başına düşen GSYİH 10,971$’dan oran orantı yapıldığında 13,000$’a çıkar.” diye düşünülebilir. Evet, bu matematiksel olarak doğru ama burada düşünülmesi gereken asıl şey bir Türk vatandaşından daha fazla gelir elde etmesine rağmen nasıl oluyor da Yunan halkı geçimini temin edemiyor ve ülkeyi sonunda ekonomik buhrana götürüyor? Hoş bu birleşme ile Türk vatandaşının GSYİH payı 10,971$’dan 13,000$’a yükselirken Yunan vatandaşının payı ise 21,956$’dan 13,000’a düşecektir.

Demiştim ya Yunan Halkı şımarık çocuk diye… Türk vatandaşı bir ekmeği bulduğu zaman şükür ederken bir Yunan balık yerken yanında şarabı olmazsa şükretmez ve sokağa dökülür. Vurup kırdığı her şeyin de kamu malı olduğunu ve verdikleri her zararın aslında kendilerine olduklarını düşünürsek bugün yaşadıkları ekonomik krizin normal olduğu söylenebilir. Yine 2010’dan bu yana sürekli belli dönemlerde ayaklanmalar yaşandığını, ellerinde alkol şişeleri ile sokakları yakanların bugün bankadan günde 60$ para çekmek için sıra beklemesinin normal olduğu da söylenebilir.

Demem o ki; AB’nin yok olmama gayretini Türkiye’yi bünyesine kabul ederek çözmeye çalışmasının, yine şımarık çocuklarının şeker ihtiyacının Türkiye üzerinden giderme heveslerinin nafile gayret olduğunu bilmeleri gerekir.

09/07/2015 – Engin DİNÇ

Prof. Tom GinsBurg’un Huffington Post sitesindeki yazısı: A Novel Solution For The Greek Debt Crisis: Join Turkey

Son Kral

Bugün ki adıyla İstanbul, dönemin Konstantinopolis’i Osmanlı tarafından ilk defa 1391 yılında Sultan I. Beyazıd (Yıldırım) tarafından kuşatıldı. Bu kuşatma tam yedi ay sürdü ve Bizans, Osmanlı’ya vergi ödeme ile birlikte bir Türk mahallesi kurulmasını kabul etti. Bir süre sonra Osmanlı’ya vergi vermek istemeyen Bizans kralı II. Manuel Macar kralından yardım talep etti. Bunun üzerine kurulan büyükçe bir haçlı ordusu Bizans’ı Osmanlı egemenliğinden kurtarmak için harekete geçti. Bu ordu 1396 yılında Yıldırım Beyazıd’ın orduları tarafından Nikopolis de karşılandı ve tarihe Niğbolu Zaferi olarak geçen bir zaferle Osmanlı galibiyeti ile sonuçlandı.

Osmanlı’nın Bizans’a karşı böylesine büyük bir başarı kazanmış olması Timur’u harekete geçirdi. Timur ordularıyla Osmanlı topraklarına doğru ilerlemeye başladı. Yıl 1402’yi gösterdiğinde Osmanlı ve Timur orduları Çubuk Ovası’nda karşılaştı. 28 Temmuz 1402 de gerçekleşen bu karşılaşma da asırlarca akıllarda kalan o konuşma gerçekleşti.

Ordular savaş sahasında karşılaştıktan sonra ordu komutanları son bir telkin için ortada buluşurlar. İki komutan da vakarlı bir halde göz göze geldiğinde Yıldırım Beyazıt’ın gülüşü bu kasvetli havayı bozar.

Timur: Ne gülersin be adam?

Yıldırım Beyazıd: Gülerim… Dünya senin gibi topalla ile benim gibi bir köre kaldı.

Bu heybetli iki ordunun galibi Timur oldu ve Yıldırım Beyazıd, Timur’a esir düştü. Bu durum Anadolu’daki siyasi birliğin bozulmasına sebep olurken Bizans’ı da rahatlatmıştı. Bizans, Mora’yı tekrar hâkimiyeti altına aldı ve Osmanlı’ya ödediği vergiyi kesti. Bu sırada da Osmanlı’nın tahtına I. Mehmet (Çelebi) çıkmıştı. Osmanlı tarihinde bu dönem Fetret Devri olarak anılmaktadır. Bu dönemde de fetihler ve kayıplar yaşanmaya devam etti. Hamitoğulları ve Menteşe Beyliği egemenlik altına alırken Yıldırım Beyazıd döneminde Bizans’tan alınan topraklar iade edilmek zorunda kalındı. Bizans bu durumlar karşısında yeniden canlanma heyecanıyla Avrupa’nın şımarık çocuğu olarak bir dönem daha rahat bir hüküm sürdü. Bu durum Sultan II. Murad’ın tahta çıkmasına kadar böyle devam ederken bir yandan da şımarıklık yapan Bizans iç karışıklıklarla karşı karşıya kalmaya başlamıştı. Bizans tahtına Kral II. Manuel Paleologos’un yedi oğlundan biri olan Yuvan geçmişti. Fakat Yuvan tahta bir korkuluk gibi duruyor, sadece sefa sürüyordu. İdareci bir kimliğe sahip değildi. Tüm prensler ülkeyi kendisine göre parçalara bölmüş, kendi kurallarına göre bölgelerini yönetiyorlardı. Bu durumdan rahatsız olan kardeşi XI. Konstantin kendi bölgesi olan Selembiriya (Silivri) ile İsparta despotu Teodor’un bölgesi olan İsparta’yı değiştirdi. XI. Konstantin Türklere karşı büyük kin besleyen ve Türklerin Anadolu’dan atılabileceğine inanan bir kişilikti. Bunun için fetihlerine de devam etti. Korent Bölgesi’ndeki Eksamilon duvarını onararak Türklerin bu topraklara akımını önlemeyi planlıyordu. Aslında XI. Konstantin tüm bunları rahatlıkla yapmasının asıl nedeni Osmanlı o dönemde Roma-Germen İmparatorluğu ile meşguldü. Osmanlı, Johan Hunniad (Hünyadi Yanoş)’un ordularına 1448 de ağır bir darbe vurdu. Bu darbenin ardından II. Murad’ın orduları Eksamilon despotluğuna kadar dayanmıştı. XI. Konstantin, Eksamilon’u teslim etmesini isteyen II. Murad’a karşı dönemin en büyük yazarlarından Kalkondilas eliyle tam aksi bir yönde ültimatom gönderdi. Gönderdiği bu ültimatonda Eksamilon’un teslim edilmeyeceğini hatta kendisine Makedonya’ya kadar tüm toprakların verilmesi gerektiğini söyledi. Bu pervasız davranış sonrasında Sultan II. Murad’ın huzurunda boyun eğmek ve vergiye bağlanmayı kabul etmek zorunda kaldı.

XI. Konstantin’in kardeşi Kral Yuvan 1443 de hayatını kaybetmesi ve yerine bir varis bırakmaması üzerine diğer kardeşler arasında taht kavgaları yaşanmaya başladı. Bizans’ın tahtına kardeşi Dimitriyos çıktı. XI. Konstantin’in tahtta gözü vardı fakat Dimitriyos’tan tahtı almasının mümkün olmadığını biliyordu. Bir entrikaya başvurarak vergisi altında bulunan Sultan II. Murad’a hem akrabası hem de müşaviri olan Francis’i tam yedi defa göndererek tahta geçmesi için yardım etmesi için ricada bulundu. II. Murad bu durum karşısında hükmü altında bulunan Bizans’ın kral koltuğuna XI. Konstantin’in oturmasını sağladı.

1449 yılında Pelopones’ten (Mora) kalkıp gösterişli törenlerle Bizans’ın başına geçen XI. Konstantin annesinden gelen Dragazes unvanını almış ve tarihte artık XI. Konstantin Dragazes olarak anılmıştır.

Bu arada dünyanın genel yapısını değiştirecek olan bir adam yetişiyordu… Sultan II. Murad’ın oğlu II. Mehmet daha küçük yaşlardan itibaren zekâsıyla ve cengâverliğiyle adını duyurmuştu. Sultan II. Murad tüm ülkede barışı sağladığını düşünerek 1444 yılından tahtından feragat etti. Bunun üzerine tahtın varisi olan II. Mehmet tahta geçti. Tahta geçtiğinde 12 yaşında olan II. Mehmet’e çocuk gözüyle bakılıyordu. Bunun üzerine Macar kralı Ladislas büyük bir haçlı ordusu ile Edirne üzerine yürüme kararı aldı. Halk korku içinde evlerini ve topraklarını terk etmeye başlamıştı. Çünkü II. Mehmet daha çocuktu ve bir ordu komutanı olabilecek güce sahip değildi. Bu tamamen bir önyargıdan ibaretti. Bu durum üzerine II. Mehmet’in babası II. Murad’a dillere pelesenk olan bir sözü işitildi:

-Eğer padişah sen isen ordunun başına geç, yok padişah ben isem emrediyorum gel ordunun başına geç.

Bu durum üzerine tahtan tekrar inip tahtı babasına bırakan II. Mehmet için bir dönüm noktası olmuştur. Belki de ona Fatih unvanını kazandıracak olan asıl olay budur. Sultan II. Murad’ın 3 Şubat 1451 de vefat etmesiyle tekrar tahta geçen II. Mehmet bir çağı kapatacak bir çağı açacaktır. Tahta çıkar çıkmaz ilk planı dedesi I. Beyazıd’ın yaptırmış olduğu Anadolu Hisarı’nın tam karşı kıyısına Boğazkesen denilen yere bir hisar inşa ettirmek oldu. Babasının lütfü ile tahta oturan XI. Konstantin Dragazes, II. Mehmet’e hisar yapması için kendisinden izin alması gerektiği hususunda bir elçi göndermişse de Sultan II. Mehmet elçiyi kabul etmedi. Durumun rehavetinin fark eden Kral XI. Konstantin Dragazes barış görüşmeleri için 1452 yılında tekrar bir elçi göndermişse de II. Mehmet bu elçiyi de kabul etmedi. Bunun adı savaştı… Rumeli Hisarı adı verilen hisar Ağustos 1452 de tamamlandı ve böylece boğazın tüm kontrolü Osmanlı’ya geçmiş oldu. Artık boğazdan geçen tüm gemiler ya Osmanlı’ya vergi verecek ya da boğazın serin sularına boğulacaktı. Bu durumdan Bizans kadar başta Venedik olmak üzere tüm Avrupa devletleri rahatsızdı.

XI. Konstantin Dragazes, II. Mehmet’in ordularına karşı koyabilecek güce sahip olmadığı için Roma ve Papa’dan yardım talebinde bulunmuştu. Fakat Konstantinapolis tarihin kötü anılarıyla doluydu. Haçlı seferleri sırasında şehri yağmalayan haçlı ordusunun tekrar bu topraklarda olmasını istemeyenlerde vardı fakat ya şehir haçlı eline düşecek ya da Osmanlı kontrolüne geçecekti. İstemeye istemeye de olsa Papa’dan yardım isteyen Kral XI. Konstantin Dragazes’e kısa bir sürede cevap geldi ve Papalık 3 kadırga ile birlikte 200 asker gönderdi. Bunun yanında Cenevizli komutan Giovanni Giustiniani komutasındaki 700 askerle yardıma geldi. Kral XI. Konstantin Dragazes kendisine yardıma gelen Giovanni Giustiniani’yi orduların başına geçirdi. Eğer bu savaş Bizans’ın zaferi ile sonuçlanırsa ona Limmi adası verilecekti.

XI. Konstantin Dragazes yardımına gelenlerle birlikte dev surlarına da güvenerek Sultan II. Mehmet’i yeneceğine ve belki de Osmanlı’yı ilelebet tarih sahnesinden silebileceğine inanmaya başlamıştı. İlk olarak 410-442 yılları arasında, 1400 hektarlık alanı kapsayacak şekilde 19 kilometre uzunluğunda Konstantin surları inşa edilmişti. Nüfusun artmasına bağlı olarak II. Theodosius, yaklaşık 1400 metre açığa yeni surlar inşa ettirdi. Bu surların yüksekliği 11 metre, genişliği ise 4,8 metre idi. Surlar tek sıradan oluşmuyordu, ana surun 14,5 metre önünde 8 metre yükseklikte ön surlar bulunuyordu. Bu surların genişliği ise 0,5 ila 1,5 metre arasında değişmektedir. Ön surların da önü tahminen 1000’li yıllarda yapılan çalışmalarla 18 metre genişlikteki hendeklerle çevrilmişti. İstanbul surları sadece karadan gelebilecek taarruza karşı tasarlanmamıştı; kentin deniz kıyısı da bütünüyle surlarla çevriliydi. Günümüzde Sarayburnu olarak bilinen bölge bütünüyle denizden izole edilmişti. 8,5 kilometre uzunluktaki deniz surları yine II. Theodosius tarafından yaptırılmıştı. 36 kapısı, 101 kulesi ve 27 burcu bulunmaktaydı. Haliç kıyısını ören Galata surlarının yapımı ise 439’da başlamıştı. 5,2 kilometre uzunluğa sahip bu surlar 2 ilâ 3 metre genişlikteydi ve 20 kapısı, 172 kulesi bulunmaktaydı. Rum Ortodoks Patrikhanesi’nin bulunduğu yerde de bir iç kale bulunuyordu. XIV. yüzyılda yaşanan Bizans-Ceneviz Savaşı sebebiyle Galata surlarının da önü hendeklerle çevrilmiştir. İstanbul’un su sistemi de geliştirilmişti. Yaklaşık 250 kilometre uzaklıktaki Yıldız Dağlarından, civardaki derelerden kemerlerle su getirilmekteydi. Getirilen sular, sarnıçlara aktarılmaktaydı. Galata Kulesi’ndeki surlar bundan birkaç yıl öncesine kadar görünür durumdaydı. Son kalıntı ise Haliç metro köprüsünün ayakları dibinde kalmıştır.

Savaş hazırlığı sürerken II. Mehmet de bu surların kuvvetini çok iyi biliyordu. Bu surları elindeki toplarla yıkamayacağını biliyor ve yeni bir top geliştirilmesi gerektiğini düşünüyordu. Mühendislik ilmine de sahip olan II. Mehmet Şahi topunu tasarladı ve Erdelli Urban topçusuna bu topun dökülmesi emrini verdi.

Osmanlı ordusu, hücumdan önce kentin etrafındaki varoşları yıktı. Topların konuşlanacağı yerleri seçmek için surların en zayıf kesimleri tespit edildi. Galata cephesinde Zağanos Paşa’nın kuvvetleri, surların güney kısmında Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa, kuzey kısmında da Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa konuşlandı. St. Romanos ile Adrianopolis kapıları arasındaki merkez cephesinde ise II. Mehmet, yeniçerileriyle birlikte konuşlandı. Bu bölgede Bizans tarafının en zayıf bulduğu surlar bulunmaktaydı. En zayıf kesimi tespit eden Osmanlılar, toplarını buna göre 11 Nisan’da konuşlandırdı; üç top Blaherne Sarayı, üç top Piyi (Silivrikapı), iki top Adrianapolis (Edirnekapı), dört top da St. Romanos (Topkapı) Kapısı önüne yerleştirildi. Osmanlıların döktürdüğü en büyük top, başta Kaligaria Kapısı (Eğri Kapı) önüne yerleştirildiyse de kapı dayanıklı bulundu ve daha zayıf görülen St. Romanos Kapısı önüne kaydırıldı, günümüzdeki “Topkapı” ismi bundan gelmektedir. Topların konuşlanmasından iki gün sonra Baltaoğlu Süleyman Paşa komutasındaki Osmanlı Donanması Prinkipos’u (Büyükada) ve Antigoni’yi (Burgaz Adası), Tarabya’daki bir Bizans kalesini de Osmanlı ordusu ele geçirdi.

Kral XI. Konstantin Dragazes’in mezarı

Gemilerin karadan yürütülüp, şahi topunun Bizans surlarını yerle bir etmesiyle Bizans, Osmanlı egemenliğine tamamen girmiş oldu. Kral XI. Konstantin Dragazes’in akıbeti ise tarih büyük ve acı bir kayba sahiptir. Birçok farklı görüş bulunuyor olsa da bugün tam anlamıyla Kral XI. Konstantin Dragazes’in mezarının nerede olduğu bilinmemektedir.

Türk kaynaklarında kralın akıbeti hakkında neredeyse hiçbir bilgi yokken Yunan kaynaklarında; kralın da yakın dostu olan Phrantzes’in beyanına göre; ayakkabısında Bizans krallarına özel bir kartal simgesi bulunan bir ceset bulunmuş, defni için Yunanlılara verilmiştir. Yine Yunan muasırlarında Ducas, kralın cesedinin değil başının bulunduğunu, tanındığını, dondurularak teşhir edildiğini söylemiştir. İvaria kaynaklarından olup muhasarada hazır bulunan Babrao, bazılarının ifadesine göre cesedin gömüldüğünü, bazılarına göre cesedin çiğnenmiş olduğunu söyler. Tedaldi, bu mütalaayı işleyerek bir rivayete göre İmparatorun yaralandığını ve ayaklar altında çiğnenerek öldüğünü, Türklerin kafasını kesmiş olmalarının muhtemel olduğunu söyler. Mon Valdo, cesetten bahsetmemek hususunda Ducas’ı kopya ederse de kafanın doldurulduğunu, kırk bakire ve kırk gençle birlikte Babil (Kahire) paşasına gönderildiğini nakleder.

En çok dikkate değer iki rivayet Slavonia’dan gelmedir. “Moskovit rivayet” olarak maruftur. Buna göre imparatorun Kafası, Sultan II. Mehmet’e götürülmüş, Sultan II. Mehmet bu kafayı tanımış ve onu öpmüş, sonra onu gümüşten bir mahfaza içine koyarak patriğe göndermiş, o da bu kafayı Ayasofya mezbahanın altına gömmek için müsaade almıştı. Ceset ise Galata’ya götürülmüş ve orada gömülmüştü. İnsanın en çok inanmak istediği rivayet budur.

Slavonik rivayet yahut Lehli yeniçeri rivayeti (bu rivayetler birbirinin tıpkısıdır) diye maruf olan rivayete göre Sırplı bir yeniçeri imparatorun kafasını Sultan II. Mehmet’e getirmiş, Bizans asilzadelerinden Notaras da kafayı tanımıştı. Kafa bir müddet için sarayın dışındaki kırık sütun üzerinde teşhir edilmişti. Aynı sırada imparatorun cesedi de mor ayakkabıları dolayısıyla tanınmış bulunuyordu. Ceset merasimle defnolunmuş, (fakat nereye gömüldüğü söylenmemektedir) ve padişah, kabrin üzerine, Osmanlı Devletinin hesabına bir kandil yakılmasını emretmiştir. İmparatoru öldüren yeniçeri bir vilayete vali tayin edilmekle mükâfatlandırılmıştı.

1892 de İmparator Kral XI. Konstantin Dragazes’in tercüme-i halini yazan Majovovich kabrin beyaz mermerden olduğunu, üzerinde yabani güllerin ve yabani üzüm çubuklarının yetiştiğini söyler.

Fakat E. A. Grossvenor’un 1895 de neşrettiği  “Constantinople” adlı eserde şu sözlerle karşılaşıyoruz: “İstanbul’daki Vefa mahallesinde, yerli Rumların İmparator Kral XI. Konstantin Dragazes’e ait olmak dolayısıyla saygı gösterdikleri sefil ve isimsiz bir mezar vardır. Ürkek bir hürmet, mezarın etrafına bir takım iptidai tezyinat vücuda getirmiştir. Kabrin etrafında, gece gündüz mumlar yanıyordu. Geçmiş seneler evveline kadar burası, bir ibadet yeri olarak, gizlice ziyaret ediliyordu. Daha sonra Osmanlı hükümeti, şiddetli tedbirler almış ve bu yüzden burası aşağı yukarı terk edilmiştir.”

13/05/2015

Engin DİNÇ

KAYNAKLAR

Karabasan

Bu yazımda ele alacağım konulardan bir tanesi aslında dini bir temeli ve delili olmayan fakat toplum içinde dini bir temele dayandırılan konulardan bir tanesi olan karabasandır.

Karabasan; kâbusun Türk halk kültüründeki adıdır. Halk arasında Karabasma, Garabasan, Al karası olarak da bilinen bir tür kâbustur. Bilimsel adı Sleep Paralaysis’dir.

Karabasan bir nöbet türüdür. Rem[1] uykusudan aniden uyanıldığında kol ve bacakların felç olmuş gibi hareket etmemesidir. Genellikle rüya sonrası olur. İzole uyku paralizileri (uyku felci) de denen bu durumlar, sıklıkla uykudan uyanma durumlarında izlenir. Kişi uyanıktır, ancak hiç bir yerini kıpırdatamaz, sanki felç olmuş ya da nefes almayacakmış duygusu içindedir. Hasta için çok ürkütücü olan bu durum, 10-20 saniye kadar devam edip kendiliğinden sona erer ya da dışarıdan bir kişinin hastaya dokunması nöbeti sonlandırır.

Kişi kendisini nefes alamaz, kıpırdayamaz, göğsüne bir kişi bastırıyor gibi hisseder. Bazen çeşitli uğultu sesleri de işitilir. İşitilen sesler dışarıdan gelen sesler değil, uykudan ani uyanılması sonrasında beynin kendi kendine oluşturduğu ya da duyduğunu sandığı seslerdir.

Uyku boyunca beden fonksiyonları, felce uğrar. Rüyalar benliğimizi acıtan acılardan alıkoyar. Uykumuza düzensizlik hâkim olduğunda uyku durumu ruhumuzu takip eder. Uyku felcinde hypnogogic[2] (Hipnopompi) halüsinasyonlar eşliğinde geçirilen uyku felci, ruhumuza inanılmaz korku verir.

Karabasanın basit bir uyku hastalığı olduğunu belirten Denizli Devlet Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Okan Bölükbaşı, bu konu hakkında şöyle diyor:

«Karabasan, uykuya daldıktan bir süre sonra şeytanın gelip göğse oturması boğazınızı sıkması nefes alamama hiçbir yerinizi oynatamama bağıramama yardım isteyememe şeklinde tarif edilen müthiş bir dehşet ve panik tablosu olarak tanımlanır. Kültürümüzde cinlerle ilişkilendirilen ve sıklıkla hocalara danışılan bu durum aslında basit bir uyku bozukluğudur. Bu olay uykuya daldıktan kısa bir süre sonra özellikle genç insanlarda hafif uykudan derin uykuya geçiş esnasında üst beyinle alt beyin arasında geçici bir uyumsuzluktan kaynaklanan sorun nedeniyle yaşanabilmektedir. Bu olay, bütün dünyada yaygın olarak görülmektedir. Örneğin bunun Japon halk kültüründe deniz cinlerine İngiliz halk kültüründe hortlaklara Kuzey Amerika’da cadılara bağlı olduğu zannedilirmiş. Ülkemizde bunun çok basit tedavi edilebilen nörolojik bir sorun olduğu maalesef bilinmemektedir. İnsanlarımız bu konuda ehil olmayan kişilere gidip zaman kaybetmektedirler. Bu hastaların mutlaka nörolojik muayeneden geçmeleri gerekmektedir. Bu tür hastaların bazılarında çok nadir olarak tümör kanser damar yumaklaşması ya da iltihap gibi beyin sapı kisti saptanabilmektedir. Bu gibi durumların bertaraf edilebilmesi için hastaların ciddi bir nörolojik incelemeden geçirilmeleri şarttır. Tedavi kısa basit kolay ve kesindir.»

TARİHSEL ARAŞTIRMALAR

İbni Sina (M.S. 980-1037), “Kanun” (Canon) kitabında ruh bozukluklarını ve hastalıklarını on beş grup içinde toplamış, bunlar arasında şu hastalıklara yer vermiştir:

  • Beyin dokusuna ve beyin zarlarına sarı safranın etkisi sonucu ortaya çıkan ateşli akıl hastalıkları,
  • Beyinde, orta ve yan karıncıkların dokusunda değişme sonucu ortaya çıkan algı, bellek ve düşünce bozuklukları,
  • Kanın, kara ya da sarı safranın neden olduğu bilinç bulanıklıkları, kara safranın neden olduğu melankoli.

İbni Sina sınıflandırmasında aşırı tutkulara, eşcinselliğe, karabasana, kuduza, maniye ve şubat aylarında “kendisini kurt gibi görme” belirtisiyle ortaya çıkan hastalığa da (lycanthropy) yer vermiştir.

Fernel (M.S. 1497-1558), Fransa’da ruhsal bozuklukları ve hastalıkları beynin zarlarını, yapısını ve karıncıklarını bozan nedenlere bağlı olarak üç büyük gruba ayırmıştır. Birinci grupta baş ağrılarına; ikinci grupta ateşli akıl hastalıkları, bilinç bulanıklığı ve maniye; üçüncü grupta baş dönmesi, epilepsi, felç, karabasan, kasılma, melankoli ve titremeye yer vermiştir.

KARABASAN NEDENLERİ

Genelde yoğun iş hayatına sahip kişilerde görülen bir tür psikolojik rahatsızlıktır. Karabasanın birinci nedeni yorgunluk iken diğeri de bastırılmış korkulardır. Bastırılmış korkular yeni korkular olabileceği gibi çocukluk döneminden kalma hatırlanamayacak bir korku da olabilir. Birkaç örnek verelim:

  • Ödevini bitirmezse öğretmeninin kızacağını düşünen çocuk çok yorgundur ya uykusundan feda edecek ya da öğretmeni sabah ödevini yapmadığı için kızacaktır.
  • Üniversite sınavına hazırlanan genç “Ya bu sınavı geçemez de üniversiteyi kazanamazsam ne yaparım?” psikoloji içinde ders çalışması…

Bunların yanı sıra aç yatmak, sırt üstü yatmak, aniden yaşanılan çevreyi ve toplumsal hayatı değiştirmek, stres altında bulunmak da karabasan nedenlerindendir. Toplumda özgürce yaşarken aniden cezaevine giren kişiler ilk günlerinde devamlı karabasana maruz kalırlar.

KARABASAN VE DİN

Toplumda karabasan adıyla bilinen olay bir çeşit psikolojik rahatsızlık türüdür. Bunun dini bir temeli bulunmadığı gibi dine zarar veren hurafe konulardan bir tanesidir. Karabasan ile karşılaşınca dua etmek, ayet okumak gerekir gibi bir yaklaşım pek de doğru değildir. Tabi ki dua etmenin sadece karabasana değil hayatımızın her anına etkisi vardır. Yanlış bir davranıştır diyemeyiz ama dua etmeyi de sadece karabasan basmasına bırakmamalıyız. Dua okumak kişiyi psikolojik olarak rahatlatacağından bu tip durumlarda dua etmek fayda sağlayacaktır. Fakat bunun dini bir temeli yoktur. Karabasan gözle görülebilen ruhani bir varlık değildir. Karabasana maruz kalan kişinin bir şeyler görüyor olması tamamen psikolojik sorunlarıyla bağlantılıdır. Kişi o an normal bir psikoloji de olmadığı için çeşitli gölgeler ve varlıklar görebildiği gibi sesler de duyabilmektedir.

KARABASAN ANINDA NE YAPILMALIDIR?

Kişi karabasana maruz kaldığı zaman durumun farkında olmalı; korku ve paniğe kapılmadan yatakta sakince beklemelidir. Öncelikle nefesini kontrol etmeli ve parmaklarını hafif hafif oynatmaya çalışmalıdır. Gözünün önüne gelen karanlık ya da başka görüntüye aldırış etmemeli, aniden vurmaya ya da kaçmaya kalkmamalıdır. Bu tip davranışlar karabasanın kronikleşmesine sebebiyet verebilir. Karabasanın kronikleşmesi de kişinin delirmesine dahi sebebiyet vermektedir. Karabasana maruz kalıp önlemini almayan kişilerde karabasan öncelikle devamlılık arz etmeye başlar daha sonra da uyku sırasında yaşanma süresinde artışlar başlar…

İleri derece de karabasan sıkıntısı olan kişiler gecede 4-5 saat boyunca karabasana maruz kalabilmektedir.

Durum böyle olunca kişi buna önlem olarak uyumamayı tercih etmektedir. Uyumamayı tercih edince beden daha fazla yorulur ve ister istemez bir süre sonra uyuyunca karabasan süresi daha fazla uzamaktadır. Tedbirlerin alınmaması ve bu uzamanın devam etmesiyle kişinin zihinsel sorunlar yaşamasına kadar devam eder. Bir süre sonra kişi delirerek profesyonel ve büyük bir yardıma ihtiyaç duyabilmektedir.

01/05/2015

Engin DİNÇ

DİPNOT

[1] Hızlı göz hareketi (Rapid eye movement; REM) (HGH), uykunun rüya görülen kısmıdır. Adını, bu esnada gözlerin hızlı hızlı hareket etmesinden alır. Uyku 5 evreden oluşmuştur. Bu evreler şu şekilde sınıflandırılabilir. REM evreleri ve N-REM evreleri, yani hızlı göz hareketinin olduğu evre ile olmadığı evreler. REM esnasında beynin çalışması uyanıkken ki çalışmasına benzer olduğu için bu evre çok önemlidir. Bir teoriye göre hatırlama-anımsayabilme olgusu REM uykusu esnasında gerçekleşir. Bkz. http://tr.wikipedia.org/wiki/H%C4%B1zl%C4%B1_g%C3%B6z_hareketi

[2] Hipnopompi bir insanın hipnagogik durumda yani uykuya dalma sürecinde tecrübe ettiklerini anlatmak için kullanılır. Hipnopompia ise bir insanın hipnopompik durumda yani uyanma sürecinde tecrübe ettiği şeyleri ifade eder. Hipnagogik duyular, uykuya dalarken veya uyanırken dokunsal, işitsel ve görsel sanrılar için kullanılan genel bir bir ifadedir. Bu duyular, vücudun geçici bir felç ile hareketsiz kaldığı uyku felciyle birlikte de yaşanabilir. Bkz. http://tr.wikipedia.org/wiki/Hipnopompi