“En iyi fiyat garantisi” aldatmacası

İnternetten alışveriş yapan birçok kişi şu sloganla karşılaşmıştır: “En iyi fiyat garantisi…” Pekâlâ, nedir bu en iyi fiyat garantisi, neden vardır? Bu soruların cevaplarını bir eleştirmen edasıyla ortaya koyalım.

Özellikle otel, araç kiralama ve fırsat sitelerinde karşımıza çıkan en iyi fiyat garantisi aslında bir aldatmacadan ibarettir. Bir otel üzerinden gidersek, bir otelin belli bir ücreti vardır. Otele müşteri getiren internet siteleri de bu iş için kendi karlarını da bunun üzerine koyarak bir fiyat belirler ve otelle bir sözleşme yaparlar. Bundan sonra devreye en iyi fiyat garantisi girer. Bu söz tamamen müşteri kandırma sözüdür. Her site aynı otel ve aynı oda için farklı fiyatlar verirken fiyatının yanına da bu sözü eklerler; en iyi fiyat garantisi…

Otel odası satan sitelerin her birinde birbirinden farklı fiyatlar görürsünüz. Aslında bir odanın bir fiyatı olur. Direkt otele gitseniz size o oda için onlarca fiyat vermeyecektir. Verse bile farklı hizmetler sunacaktır. Tüm kriterler eşitken farklı internet sitelerinde farklı fiyat verilmesinin nedeni de şudur: internet sitelerinin yetkilileri bir masa başında toplanır ve A oteliyle bir sözleşme yaparlar. Diyelim ki sözleşme gereği bir oda 7 gün 6 gece tek kişilik fiyatı 1000 TL olsun. İnternet sitelerinden bir tanesi 1000 TL derken diğeri 1200 TL bir diğeri 1400 TL başkası ise 1150 TL fiyat verirler ve hepsi “En iyi fiyat garantisi” sloganıyla reklam yaparlar. Burada bilinmesi gereken “En iyi fiyat garantisi”nin ne demek olduğudur.

En iyi fiyat garantisi nedir?

En iyi fiyat garantisi: bir ürünün fiyatı eğer başka bir sitede daha uyguna satılıyorsa o fiyattan bilinen siteden de alınabilmesi demektir. Yani bir sitede 1000 TL iken, diğer sitede 1400 TL fiyat verilmişse ve eğer müşteri bunu fark etmişse 1400 TL’ye satan siteden bu hizmeti 1000 TL’ye alabilir. Dikkat edin; fark etmişse dedim. İşte aldatmaca da burada… Birçok müşteri bunu araştırmaz veya fark etmez ve direkt ödeme yapar. Bu durumda sözleşmesinde 1000 TL üzerinden kar edecek olan internet sitesi 1400 TL üzerinden kar etmiş olur ki bu edeceği karın belki %400-500 artması manasına da gelebilir.

Müşteriler; en iyi fiyat garantisi sloganını gördüğü internet sitesinden alışveriş yapmadan önce alacağı ürün hakkında detaylı bir araştırma yaparak, internet sitesine bu ürünü daha uyguna satanlar olduğunu belirterek, gerçek fiyatından isteme haklarına sahiptirler.

Dikkatli olun, hak ettiği kadar ödeyin… Aldatılmayın…

08/07/2017
Engin Dinç

Ali artık uzaya bakıyor

Yazar ve mühendis Buğra AYAN koordinatörlüğündeki Hayalimdeki Robot ekibi; ilkokul fişlerinde okuduğumuz “Ali ata bak” sözünden yola çıkarak çocukların bakış açılarını değiştirecek yeni bir projeye imza attılar.

İlk olarak “#HayalimdekiRobot” projesiyle hayallerdeki robotları canlandırmayı hedefleyip yüzlerce ilkokul öğrencisinin hayalindeki robotu 30 saniye ile 1 dakika arasındaki videolarla anlatmasını sağlayarak; çocukların teknolojiye, geleceğe ve hayallerine olan ilgisini güçlü tutmayı amaçlayan Hayalimdeki Robot ekibi şimdi de “#AliUzayaBak” adını verdiği bu projede çocuklar uzay, gezegenler ve galaksiler hakkında merak ettiği her şeyi NASA’nın Türk çalışanlarından Dr. Umur YILDIZ’a sordu ve cevaplarını aldılar.

#HayalimdekiRobot projesiyle Cumhuriyetin kuruluşunun 100. Yılına atfen 2023 çocuğun robot hayali dinlenecek ve 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda seçilecek robot fikirlerini sunan çocuklara kitaplar ve robot paketleri sponsorların katkılarıyla hediye edilecek…

Hiçbir kâr amacı gütmeyen ve asıl amacı çocukların teknoloji ile olan ilişkisini doğru geliştirmek ve hayallerini güçlü tutmak olan #HayalimdekiRobot projesine destek vermek için www.hayalimdekirobot.com adresinden bilgilere ulaşabilir, herhangi bir ile sponsor olabilir ve çocuklara kitap ve robot paketi hediye edebilirsiniz.

Kayıp Tarihimiz

kayip-tarihimiz

Taha Akyol’un Kayıp Tarihimiz isimli kitabını okuyorum. Sayın Akyol, Bir bölümde Amerikalı Tarihçi Justin McCarthy’in 2009 yılında katıldığı bir televizyon programında Osmanlı’nın 1900’lü yıllarındaki modernleşme girişimleri ve Sultan Abdülhamit’in yenilikleri hakkındaki konuşmalarına yer vermiş. Mc Carthy şöyle diyor: “Modernleşme ve kalkınma aslında kendi içinde zaten zordur… Osmanlılar hem kendi halkını ikna etmek zorunda kaldı, hem de kendi zihinlerini ve akıllarını değiştirmek zorunda kaldılar. Ama sürekli Avrupalıların da saldırısına uğradılar. Sadece Avrupa askerlerinin değil, Avrupalı bankacıların, Avrupalı iş adamlarının, diplomatlarının bir anlamda saldırılarına uğradılar ve kalkınmaları imkânsız hale geldi…”
 
Evet, McCarthy son derece haklı. Günümüzde de Sultan Abdülhamit gibi siyaset adamlarının yapmaya çalıştığı yenilikler ve büyüme hareketi; “Muasır medeniyetlerin üstüne çıkma” hedefi gerek içte yetişmiş FETÖ, PKK, DHKP-C vb. virüslerle engellenmeye çalışılıyor gerekse de CIA-MOSSAD ortaklığı ile dışarıdan ülke içinde kaos ortamı oluşturulmaya çalışılıyor. Ayrıca Avrupalı, Amerikalı ve İngiliz iş adamlarının ülke borsası üzerindeki oyunları da azımsanmayacak derece büyük… Durum bu haldeyken, dolar 3,40 TL seviyesine gelmişken darbe püskürtüp, sınır ötesi operasyon yapabiliyor bir taraftan da büyük enerji yatırımları yapıp, kentleşme alanında, sağlık alanında, eğitim alanında atılımlar yapıyorsak şunu unutmamalıyız! 1876’dan sonra ülkenin bir ucundan diğer ucuna kadar Hicaz demiryolu hattını döşeyen, İstanbul Üniversitesi, Galatasaray Lisesi gibi kurumları faal hale getiren, posta teşkilatını, Şişli Etfal Hastanesini, Darülaceze’yi kuran Abdülhamit’in ülkesi 1923’de yok oldu…
 
Sözün kısası şu ki; bugünün Abdülhamit’lerine yarın oturup ağlamamak, dövünmemek için destekçi olmalıyız. Bunu siyaset yapmak için söylemiyorum. Kimsenin koltuğu, orada oturup-oturmaması da umurumda değil, sadece geçmişten ders çıkartalım. Bugün yapılan tüm kalkınma ve gelişim hareketlerinde madden ve manen destek olalım. Birkaç kişinin yapmaya çalıştığıyla değil, bir karınca yuvasında yaşıyormuşcasına herkesin birlikte hareket etmesiyle büyüyebiliriz. Herkesin bir olmasıyla “Muasır medeniyetlerin üstüne çıkabiliriz.”
 
Sultan Abdülhamit’in otuz üç yıllık hükümdarlığında Osmanlı’ya kazandırdıkları
 
1. Mülkiye(Siyasal Bilgiler), Fakülte düzeyine getirilerek açıldı
2. Memurlara sicil tutulmaya başlandı
3. Eski Eserler Müzesi açıldı
4. Hukuk Fakültesi açıldı
5. Muhasebat Divanı (Sayıştay) kuruldu
6. Güzel Sanatlar Fakültesi açıldı
7. Ticaret Fakültesi açıldı
8. Yüksek Mühendislik Fakültesi açıldı
9. Dârülmuallimât (Kız Öğretmen Okulu) açıldı
10. Terkos Suyu hizmete girdi
11. Bütün yurtta İdadiler (Lise) açılmaya başlandı
12. Ziraat Bankası kuruldu
13. Bursa’da İpekhane açıldı
14. Halkalı Ziraat ve Veterinerlik Fakülteleri (Halkalı Ziraat ve Baytar Mekteb-i Âlisi) açıldı
15. Bursa Demiryolu hizmete girdi
16. Aşiret Okulu açıldı
17. Bütün yurtta Rüşdiyeler (Ortaokul) açılmaya başlandı
18. Kudüs Demiryolu hizmete girdi
19. Ankara Demiryolu hizmete girdi
20. Hamidiye Kâğıt Fabrikası kuruldu [29]
21. Kadıköy Gazhanesi kuruldu
22. Beyrut’ta liman ve rıhtım inşa edildi
23. Osmanlı Sigorta Şirketi (Osmanlı Umum Sigorta Şirketi) [30] kuruldu
24. Kadıköy Su Tesisatı hizmete girdi
25. Selanik-Manastır Demiryolu hizmete girdi
26. Şam Demiryolu hizmete girdi
27. Eskişehir-Kütahya Demiryolu hizmete girdi
28. Galata Rıhtımı inşa edildi
29. Beyrut Demiryolu hizmete girdi
30. Darülaceze(Kimsesizler yurdu) hizmete girdi
31. Mum Fabrikası kuruldu
32. Afyon-Konya Demiryolu hizmete girdi
33. Sakız Adası’nda Liman ve Rıhtım inşa edildi
34. İstanbul-Selanik Demiryolu hizmete girdi
35. Tuna Nehri’nde Demirkapı Kanalı açıldı
36. Şam-Halep Demiryolu hizmete girdi
37. Şişli Etfal Hastanesi hizmete girdi
38. Hicaz Telgraf hattı kuruldu
39. Hama Demiryolu hizmete girdi
40. Basra-Hindistan Telgraf hattı Beyoğlu’na bağlandı
41. Hamidiye Suyu hizmete girdi
42. Selanik’te Liman ve Rıhtım inşa edildi
43. Haydarpaşa Liman ve Rıhtımı inşa edildi
44. Maden Fakültesi açıldı
45. Şam Tıp Fakültesi açıldı
46. Haydarpaşa Askeri Tıp Fakültesi açıldı
47. Trablus-Bingazi Telgraf hattı kuruldu
48. Konya Ereğlisi’nde demiryolu hizmete girdi
49. Trablus Telsiz İstasyonu kuruldu
50. Bütün yurtta Telsiz İstasyonları kuruldu
51. Medine Telgraf Hattı kuruldu
52. Şam’da Elektrikli tramvay hizmete girdi
53. Hicaz Demiryolu hizmete girdi. 27 Ağustos’ta İstanbul’dan kalkan tren, 3 gün sonra Medine’ye ulaştı.
54. İlk rakı fabrikası Umurca açıldı.
55. İlk bira fabrikası Bomonti açıldı.

FETÖ Tarihi

Fetö-Tarihi

Yıllardır ABD ile müttefik olup, ömrü katletmek ve ırkçılık ile geçmiş AB kapısında bekliyoruz. Halk ABD’yi sevmiyor, AB’yi istemiyor. Halk Turan’ı, Türk-İslam Birliği’ni istiyor. Rusya, Çin, Hindistan’la değil Azerbaycan, Türkmenistan, Pakistan ile bir birlik çatısında birleşelim istiyor. Biz ırkımızdan ve dinimizden olan devletlerle birleşince güçlü olamaz mıyız? Bu gücü ve imanı veren; devletlerin silahı ya da parası mı ki!? İmanımızdan mı şüphemiz var da süper güç denilen Siyonizm maşası, Tapınak Şövalyelerinin kalıntısı hükümetlerle yönetilen devletlerin peşinde geziyoruz! Biz, Elhamdülillah milletçe süper gücüz! PKK, DAEŞ, FETÖ’yü ve benzerlerini ancak birlik devletleri arasına sıkıştırarak yok edebiliriz. Onların dışarıyla olan kan bağını keserek bitirebiliriz. Pazarlıkla, antlaşma ile ancak onların kan toplaması için zaman vermiş oluruz oysa onların bitmesi için kan damarlarına inhibisyon yapılmalı, o damarlar tıkanmalı, kesilmelidir.

AB artık BM gibi, NATO gibi var ve yoğun arasına sıkışmış bir birliktir. İngiltere, AB’den ayrılarak yeni planını devreye koyma kararı almıştır. Bu plan Five Stars’ı kurmaktır. Five Stars; İngiltere, ABD, Rusya, Çin ve Hindistan’ın bir araya gelerek oluşturduğu yeni birliktir. Bu birliğin asli amacı dünyayı beş bölgeye bölüp yönetmek ve sadece kendi içlerinde ticaret yapmaktır. Eğer Five Stars’ın karşısına yeni ve geniş coğrafyaya sahip bir birlik ile çıkılmazsa Five Stars’ın yönettiği devletlerden bir tanesi olmak kaçınılmaz olabilir. Öyle ki Five Stars’ın yönetimine girip de kendimizi özgür sanmamız bile mümkündür. Çünkü beyinleri sadece fitne üzerine çalışan İngilizler bize kendi dinimizi, milli değerlerimizi satacak ve parasını kendisine götürecektir. Biz ise dinimizi ve milli değerlerimizi özgürce yaşadığımızı zannedeceğiz. Oysa her geçen gün daha fakir, daha kültürsüz ama daha çok şükür etmeyi öğrenmiş bir millet haline getirileceğiz. Şükürden kastım dinimizin bize emrettiği şükür değil, aksine toplum olarak verdiğimiz emeklerin karşılığını alamamamıza rağmen aldıklarımızla yetinmemizin istenmesidir.

Sömürgecilik orta çağda kalmadı. Günümüzde bu sömürü hala devam etmekte ve en fazla maneviyat üzerinden yapılmaktadır. Zihin kontrolü ve hormon kontrolü ile yapılmakta; kültürel bir değer yeni nesle “eski, bayat”, dini bir değer ise “gereksiz, cahilce” olarak kabul ettirilmektedir.

15 Temmuz 2016 tarihinde ülkemize ve milletimize karşı yapılan terör saldırısının arkasında sadece FETÖ’nün olduğuna inanmıyorum. Bu darbe girişiminin ve terör saldırısının nasıl yapılacağını ve ne şekilde gerçekleştirileceğini planlayanların Tapınak Şövalyelerinin kalıntısı olan CIA’ın yaptığından, bu terör saldırısını finanse edenlerin de İngilizler olduğundan yana şüphe duymuyorum. FETÖ’nün kukla olarak göründüğü fakat arkasında CIA ve İngilizlerin olduğu bu terör faaliyetinin başarısız olmasından sonra tekrar piyasaya çıkan PKK ve DAEŞ kaos ortamı yaratma planlarına hala devam etmektedirler. Milletimizin yüksek onuru ve imanını kırabileceklerine inanmıyorum. PKK ve DAEŞ’de bu imanı kıramayacaklarının elbette farkındalar fakat yaptıkları bu terör saldırıları gelecekte yapmayı planladıkları FETÖ’nün darbe girişiminde olduğu gibi daha büyük terör saldırıları için güç toplamak ve toplumuzun algısını değiştirmeye çalışmak içindir. Demem o ki, PKK ve DAEŞ yaptıkları terör saldırılarıyla gelecekte yapmaya kalkışacakları daha büyük saldırılar için zaman kazanıyor, güç topluyor, finans kaynakları bulmaya çalışıyorlar. Bu durum karşısında ülkemizi iç ve dış mihraklara karşı savunma görevini üslenen asker, polis ve istihbaratımızın yüksek teyakkuzda olması gerekmektedir.

40 YILLIK FETÖ YAPILANMASI

FETÖ’nün birkaç yıllık bir yapılanma olmadığını hepimiz biliyoruz. Yaklaşık 40 yıldır bu ülke üzerinde emelleri olanlar ve Çanakkale’yi kaybedenlerin finanse edip planladığı bu örgüt geçmiş günlerin intikamını alabilmek amacıyla kuruldu. Bu gün yaşananları net görebilmek için tarihimizin önemli olaylarına, önemli dönemlerine ve o önemli olaylarda rol alan kişilere iyi bakmalı, iyi analiz etmeliyiz.

Çanakkale’de silahı olmayan ama yüreğinde kocaman imanı olan daha 15’lik yiğitlerle zafer kazandığımızı gören özellikle İngilizler, Türk milletinin imana ve İslam’a ne kadar bağlı olduğunu gördüler ve bunu milletimizin bir hassasiyet noktası olarak kabul ederek ülkemiz üzerindeki yeni emellerini gerçekleştirmede bu hassasiyeti kullandılar. FETÖ denen yapılanma da işte bu mantıkla yaklaşık 40 yıl önce ortaya çıktı. Bu yapılanmanın tek olduğuna inanmıyorum. FETÖ gibi birçok yapılanma yine bizim hassasiyetlerimiz kullanılarak oluşturulmuştur. Milletçe kendi hassasiyet noktalarımızı bilirsek, bu gibi yapılanmaların da masum gibi görünen oyunlarına kanmaz ve yüksek bir irade göstererek yapılanmaya başlamadan ortadan kaldırabiliriz.

TAPINAK ŞÖVALYELERİ VE AMAÇLARI

Birinci Haçlı Seferi’yle ortaya çıkan ve toplamda 9 kişiden oluşan bu şövalyelerin asıl amaçlarının dışına çıkmaları büyüyle uğraşmaya başlamalarıyla olmuştur. Büyü ve karanlık güçlerle uğraşmaya başlamalarıyla kendi dinlerinde de lanetlenen bu şövalyeler gün geçtikçe sayılarını arttırdılar ve ilk yüz yılda yaklaşık 20.000 üyeye sahip oldular. Defalarca Hristiyan mahkemelerinde yargılandılar, idam edildiler, hapse atıldılar. Kudüs’ü koruma görevini üstlenmiş olan ilk ekipleri de Selahaddin Eyyubi tarafından öldürülmüş ve Kudüs, İslam egemenliğine girmiştir.

Bugün “Dünya Savaş Haritası”na bakarsanız Avrupa’da savaş yaşanmamış cephe kalmamıştır. Bu savaşların sebepleri Tapınak Şövalyeleri ile Avrupa Devletleri arasındaki yüzyıllar öncesine dayanan davaların intikamıdır. Avrupa’dan yeterince intikam almış olan Tapınak Şövalyeleri son yüz yıldır İslam beldelerine gözünü dikmiş ve Selahaddin Eyyubi’nin Kudüs’ü Fethi sırasında yaptıklarının intikamını almaya çalışıyorlar. Bu durumun fehametinin de farkında olmalıyız. Tapınak Şövalyeleri bugün Avrupa’daki birçok devletin yönetim kadrosunda yer alırken, en güçlü şirketlerin de patronluklarını yapmaktadırlar. Ayrıca CIA adı altında fiziki varlıklarına da devam etmektedirler. Dini ve kültürel hiçbir inanç ve hassasiyetleri olmayan bu şövalyelerin bugünkü sayısı milyonlara ulaşmıştır. Üstelik bünyesine sıradan vatandaş olarak adlandırabileceğimiz kimseyi barındırmamaktadır.

TAPINAK ŞÖVALYELERİNİN ÜLKEMİZDEKİ OYUNLARI

En görünür olanının FETÖ olduğu şövalye oyunlarını coğrafyamızın tarihine bakarak daha net görebiliyoruz. Tarihte yaşadıklarımızı dikkatli analiz ederek gelecekte yaşayabileceklerimizi de görebiliriz. Hayal gücümüzü geniş kullanmak ve aklımıza gelen her şeyi hatta imkânsız gibi görünenleri de imkân dâhilinde kabul etmeliyiz. Çünkü bu şövalyelerin en büyük özelliği yapacaklarını kamuoyuna imkânsız gibi göstermek ve değersizleştirmektir. Bunun en belirginini “Artık darbe mi kaldı?” denmesine rağmen bir darbe girişiminde bulunulmasıdır.

Ülkemiz ve ümmetimiz üzerinde oyunları ve emelleri olanların bu oyun ve emellere bir şekilde devam edeceğinden şüphemiz yoktur. Mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim’in emirlerine uymadığımız zamanda da bu oyunlara düşeceğimizden hiç şüphem yoktur. Yazımın en başında da dediğim gibi bizim artık AB’ye girme amacından vazgeçerek Türk-İslam Birliğini kurma amacında olmalıyız. Velev ki Mukaddes Kitabımız Kur’an-ı Kerim de bize Maide Suresi 51. Ayette şöyle emrediyor: “Ey inananlar! Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğruya iletmez.” Biz bu emre uyarak kendi milletimiz ve ümmetimiz içinde birleşmeli, ticari faaliyetlerimizi de kendi içimizde yapmalıyız. Aksi halde onların gölge oyunlarına bir şekilde kurban olacağımıza inanıyorum. Ne kadar güçlü bir devlete ve millete sahip olsak da Kur’an-ı Kerim’in emrinden çıkmamız bize refah değil, felaket getirecek; FETÖ gibi örgütlerin içimizde olması devam edecektir.

21.08.2016

Engin DİNÇ

Darbe Günlüğüm

Halk-Özel-Harekat-HÖH

İnsana “Bu nasıl bir imandır?” sorusunu sordurtan o muhteşem milletin bir mensubu olarak o hain gecenin göbeğinde kendisini bulmuş bir adamın biraz hüzün, biraz kızgınlık ve en çok da onur duygusu dolu yazısıdır bu…

Ankara’dan İstanbul’a doğru saat 16:00’da hareket edeceğim. Daha ilk dakikalardan itibaren eğlenceli bir yolculuk olacağını düşünmeye başlamıştım. Polis, bomba imha ekibi ve sinyal kesici araçla peronlara girmişti. Hayretle olan biteni izliyordum. Şüpheli bir paket fünye ile patlatılacaktı. Beni uğurlamaya gelen nişanlıma “Cam kenarından uzak dur fünye basıncıyla camlar kırılabilir!” dememe kalmadan bir kadının avazıyla irkildik “Ne yapıyorsunuz çantama?” diye bağıran kadının çantasıymış meğer, unutmuş… Şüpheli paket imhası bir anda komedi oyununa döndü, kadın ispatlamaya çalışıyor, polis ikna olmaya çalışıyordu. Tüm bu yaşananlar sadece beş dakika sürdü. Beş dakika gecikmeli olarak İstanbul’a doğru harekete geçtik. Bir numaralı koltukta olmanın güzelliğiyle yolu izleye izleye gidiyordum. Tahminen saat 22:00’da Esenler’de Büyük İstanbul Otogarı’nda olacaktık.

Dudullu’daki yolcularımızı bırakıp tekrar Esenler’e doğru hareket ettik bir süre yol gittik köprü girişine yaklaştığımızda garip hareketlilikler olduğunu sezdik, ilk önce trafik kazası olduğunu düşünüyorduk. Bende trafik kazası mı acaba diye internette gezinirken askerin köprüyü kestiğini öğrendim. İlk bilgiler 11 Eylül’de Amerika’da olduğu gibi bir terör saldırısı ihtimaliydi. Köprü ondan kesilmiştir diye düşündü yolcular ama bana garip gelen ise İstanbul’a giriş yönü kapalı fakat çıkış yönü açıktı. Madem saldırı ihtimali mevcut o zaman iki yön de trafiğe kapatılmalıydı. Hadi diyelim ki bu terör saldırısıydı peki bu şehrin polisi varken askere ne oluyordu? Bu resmen bir darbe eylemiydi ama anlayacaktık, yolculara bir şey diyemedim. Muavini yanıma çağırıp “Bu ciddi bir iş merkezi bir arayıp sorun!” dedim…

Bir süre sonra telefonum çaldı, nişanlım arıyordu. Durumu anlattığımda o da Ankara’da jetlerin havalandığını ve alçak irtifa ile evlerin üzerinde gezindiğini söyledi. Korkmuştu. Telefondan dahi jetlerin seslerini duyuyordum. Nişanlım; “Sürekli patlamalar oluyor, bir şey mi oluyor?” diye korkulu bir sesle bana soruyordu. Durumu bende tam anlamış değildim. Sadece diğer yolcuların duymasını engellemek için elimle ağzımı kapatarak sessizce; “Camlardan uzak durun bu bir darbeye benziyor.” Dedim. Telefonu kapattıktan sonra Hava Kuvvetleri’nde görevli bir yakınımı aradım. Durumdan haberdar olmadığını söyledi. Dakikalar sonra tüm niyetler anlaşılmış, darbe girişimi Başbakan’ın da açıklamasıyla netleşmişti. Karşımızda eli silahlı asker göz göze bekliyorduk. Bir süre sonra köprünün diğer tarafı da trafiğe kapatıldı. Şaşkın bakışlarımız arasında dört tank yan yoldan ters istikamete doğru ilerleyerek önümüze dizildiler.

Telefonum tekrar çaldı. Nişanlım korkulu bir ses tonuyla “Ankara’da çok büyük patlamalar olmaya başladı!” diyordu. Jetlerin sesleri telefona kadar geliyordu. Ankara’da ki evimiz TBMM’ye çok yakındı. Telefonu kapatıp sosyal medyada canlı yayınları takip etmeye başladığımda şaşkınlığım biraz daha arttı. Türk askeri TBMM’yi vuruyor, yolda ki insanlara helikopterler ile ateşler açılıyordu. Bunlar Türk askeriydi! Bu nasıl Türklük bu nasıl askerlik onuruydu?

Güldüm bir an kendi kendime. Bu benim silahların arasında kaldığım kaçıncı olaydı diye… Zaman geçsin diye bazen internete bakıyor bazen kahve içiyordum. O sırada araç radyosundan ilan okunmaya başlandı. TRT Radyo’da darbe yapıldığı açıklanıyordu. Yolculardan isyan edenler, ağlayan kadın ve çocuklara baktım. Fakat sakin olun bu gerçek değil desem de “Nasıl değil okunuyor işte…” yakınmaları geliyordu. Oysa ben haber almıştım üç-beş askerin zorlamasıyla bu ilan yapılıyordu. Tamamen hür iradeli bir haber ve bildiri değildi.

İnsanlar hem korkuyor hem de beklemekten acıkanlar, tuvaleti gelenler sabırsızlanıyorlardı. Asker ise kılımızı kıpırdatmamıza izin vermiyordu. Bende aynı durumdaydım. Biraz zaman geçer ümidiyle bir şeyler okumaya başladım. Gözüme Saff Suresi 13. Ayet takıldı. Onu görünce parmağımdaki yüzüğüme baktım, tebessüm ettim. Bu iş gece 03:00’da bitecek dedim içimden…

Aynı şeyi Facebook profilime de yazdım. “Saat 03:00’a kadar tüm darbe girişimi yapanlar kışlalarına dönecekler. Sabaha da cezalar verilmeye başlanacak… Bu darbe girişimi böyle biter! Halk kazanacak!”

Beklemek çok uzayınca artık araçlardan inen insanlar askerlerin yanına doğru yürümeye başladılar. Askerler silah doğrultarak “Can güvenliğiniz için uzaklaşın, bu bir sıkıyönetimdir.” Diyorlardı. Benim askerim bana “Can Güvenliğin” için ve “Sıkıyönetim” kelimelerini kullanıyordu. İnsanlar önce sakince konuşarak ikna yöntemini denediler. “Komutanım…” kelimesiyle cümleye giren vatandaş; “Açın yolumuzu çoluk çocuk aç perişan olduk!” diyordu. Fitil ateşlenmişti, patlaması uzun sürmedi. Halka silahı çevirip namluya mermiyi süren askerler bunu yaptıklarına pişman olacaklardı. Bir kısmı tankların içine gidip saklanmaya başladılar. Bir kısmı sorunun fehametini çabuk sezdi ve emniyet güçlerine silahlarıyla birlikte teslim oldular. O teslim olan erlerden bir tanesi dahi tek tokat yemedi.

Saat 01:00’da geldiğinde köprü girişinden karşı şeride geçmeyi başaran araç hızla Dudullu tesislerine dönme kararı aldı. Köprü iyice karışmış, insanlar tanklarla ezilmiş, ambulanslar aranıyor, sağlıkçılar aranıyordu. Can çekişerek ölen insanlar, ilk anda tank paletleri altında parçalanmış bedenler ve onların çığlık çığlığa ağlayan eşlerini görmek o kadar ızdırap vericiydi ki sonraki günde dövülen asker haberleri beni hiç üzmedi. Kanunsuz emir dinlenmemeliydi. Evet, ben vicdanlı bir adamım ama o an vicdandan eser kalmıyor, korkudan da… Çatır çatır kurşun sıkan askerin karşısında “O mermin bitecek, vur vur göğsüme sık!” diyen insanların cesaretleri tamamen delilikti. Mikron korku hissetmiyorduk!

Dudullu’ya vardığımda gözlerimin önünden gitmeyen görüntüler bir yandan, benim yolda olduğumu öğrenen arkadaşların aramalarıyla susmayan telefon bir yandan yormuştu beni… Hemen motosiklet ile olduğum yerden alındım. Kalanlar ne yaptılar bilmiyorum ama hiçbir araç yoktu. Servis, taksi hiçbir şey…

Gecenin geç saatine kadar uyuyamadım. Cuntacıların sosyal medya timi çoktan iş başına geçmiş eski trafik kazası görüntülerini, PKK’nın sosyal medya hesaplarındaki eski paylaşımlarını alıp bir güzel montajlayıp halka servise başlamışlardı bile…

Meydanda kanlarını dökenlerin, canlarını verenlerin evde bıraktıklarını kandırmaya çalışanlara, çocukla babayı düşman etmeye çalışanlara izin vermemek gerekiyordu. Tüm bilişim bilgimi bu yönde kullanmaya karar verdim. Ulaştığım tüm kaynakların orijinallerini paylaştım, paylaşılmasını sağladım. Darbeyi öven kişileri tespit edip ekran görüntüsü ve bağlantı adresiyle birlikte gerekli birimlere ilettim. Tekrar da yaparım. Ülkemizi her yerden bölmeye çalışanlara izin verecek değiliz.

Ortalık durulduktan sonra sosyal medya üzerinden halkı galeyana getirmeye çalışanların teker teker tespit edilerek haklarında vatana ihanet başta olmak üzere birçok konuda dava açılmalıdır. Tabiri caizse sürün sürün süründürülmeliler.

Bu vatan hepimizin yarın da bugün bize dost görünenler bu ve benzeri kalkınmalara girişenlerse en doğru cevabı vermemiz lazımdır. M. K. ATATÜRK’ün “Gençliğe Hitabesi”nde söylediği gibi “İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dâhilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin!”… İşte bugün sokaklardaki binlerce vatansever sonlarını hiç düşünmediler… Asıl demokrasi sevdalıları sokaklarda iken kendilerini Kemalist ve demokrat olarak tanıtanların çoğu ise darbe girişimine tiyatro diyerek hala hainleri destekliyorlar… Onlar için yazıklar olsun demekten başka bir şey gelmiyor elimden…

Şehitlerimizin mekânları cennet olsun. Allah (c.c.) yar ve yardımcımız olsun inşAllah…

16.07.2016

Engin DİNÇ

İçimizi Boşaltıyorlar

Tapinak-sovalyeleriSevgili kalpdaşlarım, sosyal medyayı sürekli takip eden birisiyim. Son günlerde sosyal medyada bazı sayfa ve gruplar kurarak örgütlenen ya da örgütlenmiş gibi görünen kimi kişiler, sadeleştirilmiş din adı altında mukaddes dinimizin içini boşaltma, insanların akıllarını bulandırma çabaları içine düştüğünü görüyorum. Bu kişiler kurdukları sayfalar ile Peygamberi yok, hadisleri yalan, ilmi, fıkhı gereksiz sayarak sadece Kur’an-ı Kerim ile her şeyin tamam olduğundan bahsederek akılları bulandırıyorlar. Evet, Kur’an-ı Kerim eksiksiz, her şeyi içinde bulabileceğimiz derecede tamamlanmış ve Yüce Yaratıcımız Allah-u Teâlâ’nın indirmiş ve iman etmemizi emretmiş olduğu son mukaddes kitabımızdır. Bundan şüphe duymak bizi din çerçevesi dışına iter. Yalnız bir ayrıma da ihtiyacımız var ki Kur’an-ı Kerim’e ne kadar bağlı isek, O mukaddes kitabı bize öğreten Hazreti Muhammed Sallallahû Aleyhi ve Sellem’e de o kadar bağlı olmalıyız. İlmi yok sayan bu kişiler; bilmiyorlar ki Kur’an-ı Kerim tek başına bir ilim kitabıdır. Tüm pozitif bilimleri bünyesinde barındırır…

Resulullah Efendimiz Sallallahû Aleyhi ve Sellem’i sevenleri O’na tapınıyor diyerek dinsizlikle suçlayan bu kişilere güzel bir cevap vermenin vacip olduğunu düşünüyorum.

Resulullah Efendimiz Sallallahû Aleyhi ve Sellem bize öğretici, öğretmen ve örnektir. Biz Müslümanlar İslamiyetin tam olarak nasıl yaşanılması gerektiğini Hazreti Muhammed Sallallahû Aleyhi ve Sellem’den öğrendik ve O’ndan öğrendiklerimizi tatbik ederek Mukaddes dinimiz İslam’ı bir buçuk asırdır hayatta tutuyoruz ve Yüce Allah Celle Celaluhû da izin verdikçe ayakta tutacağız. Peygamber Efendimiz Sallallahû Aleyhi ve Sellem’in bizlere örnek olarak görevlendirildiği mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim’de şöyle anlatılmaktadır: “Andolsun, Allah’ın Resûlünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.” (Ahzab Suresi 21. Ayet – Diyanet İşleri Başkanlığı Meali) Görüldüğü üzere Resulullah Efendimiz Sallallahû Aleyhi ve Sellem’in bizler için bir örnek teşkil ettiğini ve O’nun yolunda gidilmesi gerektiğini bu dini arındırmaya çalışanların tek kaynak olarak kabul ettikleri ve bizimde ilelebet kabul ettiğimiz hakiki kaynak olan Kur’an-ı Kerim emrediyor. Onlar Kur’an-ı Kerim okumakta samimi olsalardı bu ayeti ve bunun gibi onlarca ayeti kerimeyi yok saymazlardı. Allah-u Teâlâ Celle Celaluhû mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim’de Peygamber Efendimiz Sallallahû Aleyhi ve Sellem’e itaat etmemizi bize şu ayeti kerimesiyle de emrediyor: “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre (idarecilere) de. Herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde, Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resûlüne arz edin. Bu, daha iyidir, sonuç bakımından da daha güzeldir.” (Nisa Suresi 4. Ayet – Diyanet İşleri Başkanlığı Meali)

Allah-u Teâlâ Celle Cellaluhû’nun Kelam-ı Kadim olan kitabımız Kur’an-ı Kerim’inden daha onlarca delil gösterebilirim fakat bu konuyu uzatmak olur, maksadım bu sayfaları ve bu grupları kuranların aslında kimlerden oluştuğunu ifşa etmektir.

Sevgili kalpdaşlarım, bakınız ülkemizin son günlerde gerek ekonomik, gerek askeri yükselişi ve Türk ırkının güçlü yapısı yüzyıllardır kıskanılan ve çelme takılmaya çalışılan bir özelliktir. Bu sebepten dolayı Çanakkale’de kan döken zihniyet oradaki mağlubiyetlerini toptan, tüfekten değil bu milletin yüreğindeki imandan aldıklarının farkına vardıkları günden itibaren bu milleti özünden ve dininden uzaklaştırmak için azami gayret sarf etmekte, bu iş için milyonlarca dolar harcamakta, bu yolca can alıp can vermektedirler. Bu yükselişe bir dur demek isteyen Selahattin Eyyubi’nin, kellelerini vurup Kudüs’ü ellerinden aldığı Tapınak Şövalyeleri bugün Amerika Birleşik Devletleri’nin bünyesinde Central Intelligence Agency (CIA) olarak varlıklarına devam etmektedirler. Bunların yeni kurgularından bir tanesi de ülke içinden birkaç ilahiyatçıyı satın alarak istedikleri yönde fetva vermelerini sağlamak ve o ilahiyatçılara inanan cahil kimseleri kendi istedikleri gibi yönetmektir. Bu kurgularını da kısmen başarmışlardır ki bugün sosyal medyada bu tarz gruplar ve sayfalar ortaya çıkmıştır. Sadece bu yöntemle değil özellikle çocukların zihinlerini kontrol etmek amacıyla tablet oyunları, bilgisayar oyunları geliştirerek bu oyunları ücretsiz dağıtarak da yapıyorlar. Bu oyunlar için ne kadar mühendislik, stüdyo ve benzeri masraflar yapıldığını tahmin edersiniz fakat buna rağmen ücretsiz dağıtılması sizi de şüphelendirmiyor mu? Bu oyunlar sayesinde çocuklar hatta gençler ve git gide tüm insanlık birer tablet bilgisayar ve akıllı telefon bağımlısı haline getirildi. Ülkemizde yayınlanan oyunların da arka planına yerleştirilen görsel ve sesler ile bilinçaltı (Subliminal) mesajları verilerek çocuklarımızın alt belleklerine sapıklık, seks, dinsizlik, inancın gereksiz olduğu, kültürün gereksiz olduğu, anne-babayla seks yapılmasının normal olduğu gibi telkinler verilmektedir. Bu durum 10-15 yıl sonra karşımıza; çocuğumuzun tecavüz suçu işlemesi, ateist ya da deist olması, ayıp anlayışının olmaması gibi sonuçları getirebilir.

Ülkemiz üzerinde oynanan bu ve benzeri oyunlara karşı uyanık olmalı, çocuklarımızı itikatlı ve iman çerçevesi içinde Kur’an-ı Kerim’e ve Resulullah Sallallahû Aleyhi ve Sellem’e itaat eden çocuklar olarak yetiştirmeliyiz. Biz zaten böyleydik, bir şekilde yok edilmeye başlandık, dirilmeliyiz!

Bu diriliş hareketi için ülkemizin en üst kademesinde görev yapan mülki ve idari amirlere de büyük sorumluluklar düşmektedir. Eğer diriliş hareketlerine desteklerinde tam ve samimi iseler; televizyon kanallarında çıkarak çıplak kadınlarla dans edip sonra da fetva veren, sosyal medya ajansları sayesinde milyonlarca kişiye yalan haber ve yalan fetva yayan kişilere en kısa zamanda dur demelilerdir! Bu kişilerin ekonomik kaynaklarını kesmeli hatta bu kişilerin en ağır cezalarla yargılanmasını sağlamalılardır.

Engin DİNÇ

24.06.2016

Geleceğin kişisel otomobillerinin zekâsı görenleri şaşkına çeviriyor!

otomobilCenevre otomobil fuarı kapılarını açtı. Tüm markaların en yeni ve en özel modelleri otomobil meraklıları için görücüye çıktı. Yeni otomobiller gerek görünümüyle gerekse özellikleriyle göreni kendisine hayran bırakmayı başardı. Klasik otomobillerde ekstra seçenek olarak sunulan birçok özellik yeni modellerde standart olarak bulunuyor.

Araçlar birbirleriyle konuşuyor

Yeni araçlarda akıllı yol takip sistemleri de bulunuyor. Bu sayede etrafında olup biteni hisseden araç kendisine fazla yaklaşan bir araç olursa ondan uzaklaşabiliyor, hızını düşürebiliyor hatta karşıdaki aracı uyarabiliyor. Akıllı yol sisteminin de hayata geçirilmesiyle akıllı araçlar yolun fiziki durumuna göre hızını belirleyebiliyor. Akıllı araçlar şoförsüz olarak araç kullanılabilecek, yol kenarındaki bariyerlere çarpmak ya da ters yöne girmek ise imkânsız hale geliyor.

En çok ilgi çeken yeniliklerden bir tanesi de araçların birbirleriyle konuşabilmesi… Birbirlerine fazla yaklaşan araçlar birbirlerini uyararak hızlarını ve rotalarını kontrol altında tutabiliyorken trafik içindeyken bir güzergâh çok yoğun ise diğer araçları trafik yoğunluğu konusunda uyararak alternatif güzergâhlara yönlendirebiliyor.

Yine akıllı araç eviyle de iletişim kurabilme özelliğine sahip. Güzergâhındaki tüm yoğunluğu görebilme özelliğine sahip araç, eve varacağı süreyi hesaplayarak eve varış süresini bildirerek komutlar verebiliyor. Örneğin; “10 dakika içinde evde olacağım ısıtıcılar açılsın.” emrini veriyor ve tüm gün ısıtılmamış olan evinizi gittiğiniz zaman sıcak buluyorsunuz.

Akıllı araçların bu özelliklerinin yanı sıra konforu da düşünülmüş… Kimi araçlar birbirinden bağımsız dört koltukla döşenmiş; bu sayede yolculuk daha rahat ve keyifli olabiliyor. Şoförsüz moda aldığımız araç içinde seyahatimizi yaparken bir taraftan yemek yiyip bir taraftan da gazetemizi okuyabileceğiz.

Şoförsüz araçlardan kim sorumlu?

Akıllı araçların üretilmesiyle gündeme gelen en büyük sorununun cevabı da verildi. “Şoförsüz araçlar eğer kaza yaparsa bundan kim sorumlu olacak?” sorusu akılları uzun süredir yormaktaydı. Akıllı sistemler çerçevesinde kaza yapmak mümkün olmasa da eğer araç kaza yaparsa bundan üretici firma sorumlu olacak. Üretilen aracın çoğunluğu göz önüne alınınca şirketlerin aldığı sorumluluğun ne kadar büyük olduğunu da görüyoruz. Şirketler bu sorumluluğu tam ve hakkaniyetle yerine getirmek için elinden gelenin en iyisini yapmaları gerekiyor.

Akıllı araçların da korkulu rüyası; Hackerler

Akıllı araçlar, saydığımız birçok özelliği kullanabilmek için internet bağlantısına ihtiyaç duyuyor hatta şoförsüz araç kullanılırken sensörlerin ve sinyallerin alınıp verilebilmesi için de internet bağlantısına ihtiyacı var. Burada şirketleri en çok korkutan ise kötü niyetli kişiler tarafından aracın yazılımlarına illegal olarak müdahale edilmesi oluyor. Eğer dış güçlerce aracın yazılımına internet yoluyla ulaşılırsa aracın hız kontrolü yapılabilir, sensörlerine müdahale edilebilir, fren sistemi kontrol dışı bırakılabilir ve bu da büyük kazalara sebep olabilir. Bu kazanın da tek sorumlusu söylediğimiz gibi; üretici şirket…

Görünen o ki yakın gelecekte aracımızla seyahat ederken evimizin rahatınca ayaklarımızı uzatıp yatabilir, gazetemizi okuyabilir, haberleri izleyebiliriz. Üstelik trafik stresi, kaza korkusu, dur-kalk yorgunluğu olmadan…

Kredi kartında yeni dolandırıcılık yöntemine dikkat

kredi-kartıGüvenli olarak düşündüğünüz kredi kartınız aslında güvende olmayabilir.

Son zamanlarda dolandırıcılar yeni yeni teknolojilerle karşımıza çıkıyorlar. Bizler de onların bu yeni dolandırıcılık yöntemlerini ifşa etmeye çalışıyoruz. Birçok kredi kartında var olan fakat birçoğumuzun da bilmediği NFC yani uzaktan erişim, uzaktan paylaşım sistemini kullanarak kredi kartınızdan günümüz koşullarında çok da küçük sayılmayacak bir miktarı izniniz olmadan kartınızdan çekebiliyorlar. NFC özelliğine sahip pos cihazlarıyla özellikle çok yoğun olan toplu taşıma araçlarını tercih eden hırsızlar, cihaza 30 TL çekim ücreti yazıyor ve genelde cüzdanınızda bulunan kredi kartınıza o kalabalıkta size fark ettirmeden değdiriyorlar. Bu değdirme sebebiyle NFC özelliğine sahip kartınız karşıdan gelen 30 TL çekim işlemine onay veriyor ve herhangi bir şifre gereksinimi duymadan 30 TL’niz bu hırsızın pos cihazına aktarılmış oluyor. Bir nevi şifresiz alışveriş yapış oluyorsunuz.

NFC’ye nasıl tedbir alınır?

NFC etiketi 2011 yılından bu yana ülkemizdeki birçok kredi kartında mevcut olarak bulunuyor. Eğer kartınız daha yeni ise bu özellik kesinlikle var diyebiliriz. Bu özelliği kendiniz kapatamıyorsunuz. Bu durumlar karşısında yapılması gereken ya kredi kartınızı kolay ulaşılacak arka cepte cüzdan içine ve ya çanta içine koymayacaksınız ya da daha etkin bir çözüm yolunu deneyeceksiniz. Alüminyum folyo ile kalınca sardığınız zaman kredi kartınız NFC özelliğini kullanamayacaktır. Çok banal bir çözüm yolu gibi görünse de teknoloji hırsızları her geçen gün daha yeni soygun yöntemleriyle karşımıza çıkarken güvende olmak da zor maalesef…

Kayıp çalıntıya da önlem gerekiyor

Diyelim ki kartlarınız cüzdanınızdaydı ve kaybettiniz. İlk işiniz bankanızı arayıp kartınızı kaybettiğinizi söyleyip kapattırmak olsun. “Şifrem yok ki para çekemezler” demeyin. Yaptığım analizlere göre birçok kişi çok bilindik şifreler kullanıyorlar. Örneğin; kişi Adana’lı ise ve İstanbul’da yaşıyorsa kredi kartı şifresi 3401 ya da 0134 oluyor. Yine kişinin 1977 doğumlu olduğunu var sayalım. Şifresi 3477, 1977, 013477 ve benzeri kombinasyonlar oluyor. Bazı bankalar sırf bu sebeple şifreyi en az 5 hane olarak zorunlu tutuyor. Kullanıcı da o zaman başına ya da sonuna bir sıfır (0) ekliyor. Cüzdanın içinde nüfus cüzdanı, ehliyet gibi kimlik bilgilerinin de var olduğunu düşünürsek; para çalmak daha da kolaylaşıyor. Şifresini bulamadığını var sayalım, o zaman da telefonlara yüklenen parasal işlem uygulamalarını kimlikteki bilgilerden de faydalanarak üye oluyor ve kredi kartını o uygulamaya tanımlıyor. Bundan sonra istediği internet sitesinden parasal işlem uygulamasını kullanarak ödeme yapabiliyor.

Hak talep edemiyorsunuz

Böyle bir soygunla karşılaştınız ve bankayı arayıp işlemin iptal edilmesini, kartınızın kaybolduğunu veya çalındığını söylediğiniz. O zaman bankadaki yetkili sistemine baktığında sizin para çekme ya da alışveriş işleminizi şifrenizle yaptığınızı görüyor. Şifrenizle yaptığınız için de herhangi bir iptal söz konusu olmuyor. İşlemin iptali ancak alışveriş yaptığınız kurum onay verirse gerçekleşiyor. Yani siz kendi elinizle hırsıza alışverişte aldığı ürünü hediye etmiş oluyorsunuz.

Ne diyelim önce tedbir, sonra takdir…

Yerli Sosyal Ağa Ayneen Destek

12Sosyal medya siteleri son yılların en revaşta olan hatta ülke ekonomilerine dev getirimler sağlayan sitelerdir. Bir çok ülke devlet eliyle kendi sosyal medya sitelerini üretiyorken hatta Çin kendi sosyal medya sitesi dışındaki sitelerin kullanımına yasak getiriyorken Türk yapımı bir sitemizin olmamasını açıkçası teknolojik ve dijital gelişimlere yeterince önem vermeyen bir toplum olmamıza bağlıyorum. Bu duruma bir dur demek isteyen ve belki de birazda benim gibi düşünen Gazi Üniversitesi ve Dijital Gelecek Hareketi üyesi genç beyinler bir araya gelerek ilk milli sosyal medya sitesini kurma kararı aldılar.

AYNEEN DEVAM

Gazi Üniversitesi ve Dijital Gelecek Hareketi üyesi gençlerin bir araya gelerek kurdukları Ayneen sosyal medya sitesi alışılagelmiş sosyal medya sitelerinden farklı özellikler taşıyor. Bir çok bilindik sosyal medya sitelerinde bizleri rahatsız eden gerekli/gereksiz reklamlar ve oyun isteklerinin bu sitede yeri yok. Spam paylaşımlar, virüslü gönderiler, ahlaka aykırı paylaşımlar hızla gözünüzün önünden kaldırılıyorken farklılıkları olduğu kadar benzerlikleri de var. Ayneen’de dostlarınızı takip edebiliyor, sayfa ve grup kurabiliyorsunuz. Fotoğraf albümü oluşturup en güzel anlarınızı, vidyolarınızı, sevdiğiniz müzikleri paylaşabiliyor ve yer bildirimi yapabiliyorsunuz.

ANDROID UYGULAMA GOOGLE PLAY STORE’DA

Ayneen’in mobil uygulaması Dijital Gelecek Hareketi’nin kurucusu Buğra AYAN tarafından geliştirildi ve Google Play Store’da yerini aldı. Uygulamayı ücretsiz olarak indirebilir, ister üye olarak isterseniz de Facebook entegrasyonu ile Ayneen’e bağlanabilirsiniz.

TWITTER VE LINKEDIN ENGELLEDI

Ayneen kurulduğu ilk günden itibaren teknoloji gündeminin zirvesindeki yerini aldı. Gerek sitenin kullanışlılığı gerekse hoş sohbet ortamı sayesinde daha ilk haftadan binlerce üyeye ulaşırken Alexa analizlerine göre Türkiye’nin en çok ziyaret alan siteleri arasında yerini aldı. Ayneen’in bu ani yükselişi Twitter ve Linkedin’i rahatsız etmiş olsa gerek Ayneen’in domain adresinin paylaşımı ilk günden bu iki sosyal medya sitesinde yasaklandı. Ayneen’e yapılan saldırı bununla da sınırlı değil, bir milli sosyal medya sitesinin varlığından rahatsız olan kötü niyetli gruplar tarafından defalarca siber saldırılara maruz kalmasına rağmen güçlü ekibiyle ayakta kalmayı başardı.

AYNEEN’E AYNEN DESTEK

İlk Türk sosyal medya sitesi olma özelliğine sahip bu internet sitesi ve ekibine devletin de hassasiyet ile yaklaşarak destek vermesi gerektiği görüşündeyim. Bu tarz sitelerin sadece kullanıcılar için bir vakit geçirme ve eğlenme ortamı olmadığını yeri geldiğinde kötü niyetli grupların organizasyonlarıyla tehlikeli toplanma ortamları olduğunu da geçtiğimiz yıllarda gördük. Yerli bir siteye destek vermek için sırf bu sebep bile yeterlidir. Artık büyük ve kendi teknolojisini üreten bir devlet olarak bu ekibe tam destek verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Gençler iyi varlar…

Adım atan para kazanıyor!

Bitwalking 1Atım at para kazan.

Nissan Bahar ve Franky Imbesi tarafından geliştirilen Bitwalking ismindeki program sayesinde hem yürüyüş yapıp zinde kalıyor hem de programın size ödediği parayla online alışveriş yapıyor eğer isterseniz de döviz bürolarından nakte çevirebiliyorsunuz.

Bilindiği gibi bir çok akıllı telefonun bünyesinde bulunan kaloru hesaplama programları attığınız adımları sayarak ne kadar kalori yaktığınızı hesaplıyor. Bu iki kafadar da buradan yola çıkarak geliştirdikleri programla kişilerin attığı adımları sayıyor ve atılan 10.000 adım da 1$ ödeme yapıyor.

Program için finans kaynağı arayan yazılımcılara en büyük destek Japonya’dan geldi. Bu güne kadar 10 milyon dolar finansman sağlamış durumdalar. Ayrıca Japon elektronik firması Murata tarafından akıllı telefonlara gerek kalmaksızın kullanılabilicek olan bir bileklik tasarlıyor. Bu bileklik sayesinde akıllı telefona gerek kalmaksızın bileklik kolunuzda olduğu taktirde attığınız adımlarda sayılacak ve her 10.000 adım size 1 Bitwalking doları olarak gelecek. Uygulamanın kendi para birimi mevcut Bitwalking doları BW$ olarak adlandırılan doların değeri 1 USD ile eşdeğer.

Uygulama geliştiricileri iki amaçları olduğunu; bunların da kişilere ek gelir sağlamak ve sağlıklı bir yaşam sürmesine yardımcı olmak olduğunu belirttiler.

Bitwalking uygulamasında şuan dil seçeneği mevcut değil, tam olarak da hizmete başlamış değil fakat Bitwalking internet sitesinden indirme linki talep edebilirsiniz.