Namaza Nasıl Başladım?

İstanbul’un Sultangazi ilçesine bağlı Gazi Mahallesi semtinde geçirdim çocukluk ve ergenlik dönemimi… Semtin yapısı hakkında bilgi sahibi olanlar veya şöyle bir kısa internet araştırması yapanlar anlayacaklardır ne kadar kötü bir ortamda yetiştiğimi…

Evin tek çocuğuyum, anne-baba arasında geçimsizlik ve şiddet de var. Hal böyle olunca kendimi sokaklara atıyorum. Dostluğu da, kardeşliği de sokaklardan arıyorum. He bir de kedi seviyorum…

Ailemde namaz kılan, dini vecibelerine dikkat eden de olmayınca bu hususta bir aile eğitimi de verilmemiş bana. Böyle bir ortamda aileden de hiç dini eğitim görmemiş birisi olarak dine ve diyanet işlerine ön yargılı yaklaşır, Allahuteala’nın varlığını sorgulamaktan çekinmezdim. Ateist zihniyetli bir insandım anlayacağınız… Aile birliğimiz yoktu, babam anneme sürekli şiddet uygular, maaşını eve getirmezdi. En sonunda da uyuşturucu gibi bir illete bulaşınca 19 yaşımda iken annemi ve kedimi de alıp evi terk ettim.

O günden sonra son derece sıkıntılı zamanlar geçirmeye başladım, sokaklarda yattığım dönemler oldu. Ama “Bir musibet bin nasihatten iyidir” denir ya ondan mı ya da Abdulkadir Geylani hazretlerinin; “Belalar kula cenabı hakkın kapısını çalmayı öğretir.” sözünün haklılığından mı bilmiyorum. Ateist olan ben biraz olsun ellerini havaya kaldırıp dua etmeye başladım. Çaresizlik sanıyorum ki bir çıkar yol aramaya sürüklüyor insanı. Sonunda bir bir sorunlar çözülmeye başladı, bir sihirli değnek değmiş gibi hissetmeye başladım. Ama namaz kılmıyorum, kılmasını bilmiyorum çünkü… Bir işe girdim, bir ev kiraladım. Annem ve kedimden başka kimsem yok. Aylarca tek bir kilim üzerinde uyuduk üçümüz de… Yavaş yavaş düzelmeye başladı bazı şeyler. Bir namaz öğrenme kitabı aldım, namazda okunması gereken sureleri ve namazın tadili erkânını bir kâğıda yazıp yanıma koyup, onu okuyarak namaz kılmaya başladım.

Zamanla her şeyi ezberledim, ibadetlerime daha fazla önem vermeye başladım. Yetmedi tasavvufa merak saldım. Kitaplar alıp okumaya başladım. İlk okuduğum kitap Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretlerinin Marifetname isimli kitabıydı. Dini sohbetler dinlemeye başladım. Namazı yine de 5 vakit kılmıyordum. Ne zaman canım isterse o vakitte kılıyor, diğer vakti kılmadığım olmuyordu. Bir de utanıyordum. İşyerinde namaz kılmakta utanıyordum. Orada tanıştığım bir ağabeyim kartonlarla bir köşede namaz kılma yeri yaptı. Bende orayı yaparken yardım ettim. Yaptığım ilk mescit orası oldu. Bir kaç karton, bir iki seccade ile mescit yaptık. Bende utanma duygumu yenip orada namaz kılmaya karar verdim. İlk gün birisi arkamdan beni izliyor gibi ürperti hissettim, şeytanın oyunlarına çok maruz kaldım. Sonunda Allah’ın izniyle bunlarda son buldu. Tasavvufi kitaplar okuyordum. İmam Gazali, Ebu Leys Semerkandi, İmam Rabbani, Muhyiddin-i Arabi gibi her görüşten imamın eserini okudum. Muhyiddin-i Arabi’nin kitabı beni çok etkiledi. Vahdet-i Vücut anlayışı enteresan geldi bana. Neyse böyle okumalara devam ederken bir gece rüyamda kendimi cennette peygamberler arasında gördüm. Hz. İsa. Hz. Musa ve Hz. Yusuf bir köşede konuşuyorlardı ve yanlarında Abdulkadir Geylani hazretleri de vardı. Rüya içinde hem korkmuş hem de bir evliyanın peygamberler arasında olma nedenini merak ediyordum. Korkuyla, kan-ter içinde uyandım. Rüyanın çokça etkisinde kalmıştım. Birçok tasavvufi eser okumuştum ama Abdulkadir Geylani hazretleri hakkında hiçbir araştırmam olmamıştı. Onun kitaplarını alıp okumaya başladım. Hayatını araştırdım. Sonunda onun ne kadar yüksek bir mertebeye sahip olduğunu görünce Aşk-ı Sani isimli kitabımı kaleme almaya karar verdim. Fakat uzun süre yayınlatamadım. Ondan önce ise 2 kitap çıktı piyasaya ama Aşk-ı Sani çıkamadı. Çünkü Abdulkadir Geylani hazretleri bir kıssada ölüyü diriltiyordu. Bunu kitaba yazdım ama buna ilişkin Kuran’dan ya da hadislerden delil bulmam lazımdı. Tam 6 ay gece gündüz bir delil aradım. Sonunda bir hadis buldum ve onu da kitaba ekleyip kitabı tamamladım ve bir yayınevi bu kitabı ücret almadan basmayı kabul etti.

Namaz ve dua ile başlayan bir hayattır benimkisi… Sokak çocukluğundan Adalet Bakanlığı’nda iyi bir pozisyonda görevlendirilen bir memur olmaya giden yolculuktur. Allah bizi namazsız bırakmasın inşallah. Namaz kılamıyorum diyen gençlere şunu diyorum. “İnsanlar namaz kılar ama ah şu abdest alması olmasa… Çünkü şeytan büyük şeylerle değil, küçük şeylerle yolumuzdan çeviriyor bizi. Abdest almaya üşenmeyen değil 4 rekât 40 rekât farz olsa kılar…”

Beğen:
0 0
Görüntüleme:
3
Kategoriler:
İslam ve Tasavvuf

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.