Miş gibi yaşamak

Sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle akraba ve arkadaşlarımızla daha fazla etkileşim içine girmeye, özelimizi daha fazla paylaşmaya başladık. Bu başlama aslında içinde gizli bir bitişi de saklıyor…

Sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle mışlı, mişli yaşamlar türemeye başladı. Ailevi sorunlar, psikolojik problemler; sosyal medyada paylaşılan fotoğrafların gizli köşelerinde çığlık çığlığa ben buradayım der oldu.

Hane içinde yaşanan problemler eskiden ev büyüklerine bile hissettirilmez, içinde çözülmeye çalışılırdı. Problem biraz daha büyürse yakın aile büyükleri işin içine girer; arabuluculuk görevi üstlenir ve bu durum başkalarına hissettirilmeden çözüme kavuşturulmaya çalışılırdı. Fakat günümüzde bu durum sosyal medya etkisiyle biraz daha değişik bir boyut kazanmaya başladı. Bu boyutta da bireyler dışarıya mutlu havası vermek isteseler ve bu durum uzmanların gözünden asla kaçmıyor. Uzmanların dışavurumlarıyla da birçok insan, arkadaşının, akrabasının aile hayatına özel bir merakla yaklaşıp, sebepsiz bir “Acaba neler oluyor?” merakına düşüyor; araştırmaya başlıyorlar.

Bu konuya yaşanmış bir örnekle devam etmek istiyorum. Uzak akrabalarımdan bir kadın eşiyle büyük sorunlar yaşıyor. Öyle ki eşi eve gelmiyor, başka kadınlarla birlikte oluyor, eve geldiğinde de bu kadına şiddet uyguluyor. Fakat bu kadın mazoşist bir duyguya kapılmış olacak ki adama karşı kendisini korumak veya savunmak yerine her zulmüne seve-seve katlanıyor. Sosyal medyada da her zaman beraber ve mutlularmış gibi fotoğraflar paylaşıyor. Öyle ki kocası; başka bir kadının evindeyken bu kadın ünlü bir restoranda sahte konum yöntemiyle yer bildirimi yapıyor ve “Kocacım beni yemeğe çıkardı” gibi bir paylaşımda bulunuyor. Oysa evde minik kızıyla birlikte yapayalnız oturmakta…

Evet, bu ve benzeri birçok konuda sosyal medya bizim sosyal ve psikolojik sorunlarımızı ortaya dökmektedir. Bu olayda sosyal medya arkadaş ve akrabalara yalan söyleyebilmenin en kolay yolunu sağlamaktadır. Sosyal medya bu kadın için kendini kandırma ve zulme daha fazla katlanabilme olanağı sağlamaktadır.

Teknolojinin hayatımıza girmesiyle ilişkilerimizde de değişmeler meydana geldi ve teknolojik gelişmeler daha hızlı devam edecek ve daha fazla birbirimizden kopmamızı sağlayacak. Gelecek teknolojilerden bahsedecek olursak; nano teknolojiler ve yapay zekâ ile bir kişi kendisine bir bilgisayarı yakın arkadaş edinebilecek, kalkıp bayramlaşmaya köye, akrabaların yanına gitmek yerine tüm görüntüsünü oraya iletebilecek ve onların yanındaymış gibi sohbet edecek, gezecek, el öpecek, bayramlaşacak…

Aslında bizim en önemli sorunumuz; anı yaşayamamak…

İçimizde her konuda bir huzursuzluk ve kaygı var. Bir konsere gittiğimizi var sayalım. Sevdiğimiz ünlü şarkıcı bu akşam konser verecek oysa biz daha öğlen olmadan konser alanına gitmek için yola koyulduk çünkü geç kalırsam kaygımız var. Konser alanına geldik hemen en ön sıralara doğru kalabalığı yara-yara ilerliyoruz çünkü arkadan net göremem kaygımız var. En öne geldik, şarkıcı birazdan sahneye çıkacak biz ise hemen telefonumuzu çıkarttık ve kamera ayarlarımızı yapıyoruz, hafızadan yer boşaltıyoruz çünkü çekim yapamazsam kaygımız var. Şarkıcı sahneye çıkar çıkmaz daha yüzünü görmeden kayda başladık, sosyal medyada canlı yayınlar yapmaya başladık çünkü herkese gösterme, ben buradayım deme kaygımız var. Konser bitip eve gittiğimizde de kaygılarımız hep devam edecek… Neden mi? Anı yaşayamadık biz, sebepsiz ve anlamsız kaygılarla mutlu olamadık, anı yaşayamadık. Telefonumuza kaydettiğimiz o kaydı birkaç gün sonra hafızada yer kalmadı bahanesiyle sileceğiz.

Daha mutlu, daha gerçek yaşayan insanlar olabiliriz…

Sosyal medyadan uzak kalarak yapın bunları diyenlerden olmayacağım ama sosyal medyayı daha gerçek, daha faydalı işler için kullanarak bunu gerçekleştirebiliriz. Ben 2006 yılından bu yana sosyal medya kullanan bir yazar ve sosyal medya uzmanıyım fakat bu güne kadar hiç canlı yayın yapmadım, paylaştığım video sayısı 10’u geçmez. Paylaşımlarımda hep bir sosyal sorumluluk, kitap, dergi, edebiyat vardır. Siyasi konulardan olabildiğimce uzak dururum. Çünkü siyasiler kazanırken sen akrabanı, yakın dostunu sırf siyasi görüşün sebebiyle kaybedebilirsin. Sosyal medya dâhil her platformda Yunus Emre’nin dediği gibi; “Gönüller yapmaya geldim.” diyerek yaşamalı, insanlara böyle yaklaşmalıyız. O zaman daha mutlu olacağız.

Sosyal medyayı; gerçek hayatımızda yaşadığımız sorunları arkadaş ve akrabalardan gizlediğimiz yalancı mutluluklar platformu olarak kullanmak yerine daha faydalı ve daha gerçekçi kullanmak belki sorunları yok etmez ama içimizi daha da rahatlatacağından, kendimizi daha fazla sevmemizi sağlayacağından şüphem yok…

Engin DİNÇ

28.10.2017

Yorum yap, Bildir,

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.