Makam düşkünlüğü

بِسْــــــــــــــــــــــمِاﷲِارَّحْمَنِارَّحِيم

Rahman ve Rahim olan Allah’ın (c.c.) adıyla. O’nun (c.c.) adıyla başlamayan hiçbir şey ile O (c.c.) hakkında söz edilemez. O (c.c.) birdir.

De ki: O Allah Birdir.” (İhlâs/1)

O (c.c.)bana, sana, herkese; her kim olursa olsun ona şah damarından daha yakındır.

Biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kaf/16)

Nefis insana gizli oyunlar oynamaktadır. Öyle ki insan bu oyunların bazılarını görebilirken bazılarını ömrü boyunca görememektedir. İşte bu oyunlardan bir tanesi de makam düşkünlüğüdür. Her insanda iki çeşit makam düşkünlüğü bulunur;  bunlar maddi makam düşkünlüğü ve manevi makam düşkünlüğüdür.

MADDİ MAKAM DÜŞKÜNLÜĞÜ

İnsanların en fazla düştüğü nefis oyunlarından bir tanesidir. Nefsin bu oyunu çoğu zaman gözle görülen ve fark edilen bir oyundur. Öyle ki kişi benliğini tatmin etmede güçlük çekerek gerek para hırsı gerekse başka insanlardan hürmet görme hırsından dolayı bu oyuna düşer. Sahip olduğu işten daha iyi bir işe sahip olmak için kul hakkını gözetmez, Allan’ın (c.c.) din hususunda emirlerini yerine getirmek için vakit harcamak yerine bu zamanı maddi makamda yükselebilmek için harcar. Allah’ı anmadan geçen her an kalbin ölümüne giden bir yoldur. Allah’ı anmak için harcayacağı zamanı daha fazla makam ve mevki hırsıyla geçirmek kalbi öldürür. Bu tarz kişilerde bu durum bir süre sonra karakter halini almaktadır. Öyle ki bu haslete sahip kimselerde; ego, kibir, kapris, büyüklenme, küçük görme gibi ahlaka uymayan davranışlar gözlenir. Bu hallere sahip insanlar başka insanlara da agresif davranır ve kalplerini kırarlar. Dini incelikten uzak kalırlar ve yaptığının günah olup olmadığını dahi düşünmeden bu davranışı sergilerler. Her ne kadar istenmez davranış biçimlerini sergileyen kimseler olsalar da onların bu hali gözle görülebilir ve engellenebilirdir.  Allah (c.c.) Kelam-ı Kadim olan Kur’an-ı Kerim de şöyle buyurmaktadır: “Her kim de işlediği zulmünün arkasından tövbe edip durumunu düzeltirse kuşkusuz, Allah onun tövbesini kabul eder. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edicidir.”[1]

MANEVİ MAKAM DÜŞKÜNLÜĞÜ

İşte üzerinde derince durulması gereken en tehlikeli konu budur. Çünkü nefsin bu oyunu gözle görülemeyecek kadar sinsi ve varlığını itiraf ettirmeyecek kadar gizlidir. Kendisini maddi makamlar elde etmek üzere değil de manevi makam elde etmek için geliştiren, ilim öğrenen fakat ilim ile amel etmek yerine bu ilmiyle insanların kendisine sevmesini ve saygı duymasını sağlayan kişiler nefsin bu oyununa düşmüş kişilerdir. Günümüzde kendisini (hâşâ) peygamber ve mehdi ilan eden kişilerin halleri bu duruma örnek teşkil etmektedir. Çünkü önceden ilim öğrenen ve öğrendiği bu ilmi de başkalarına anlatan kişilerin bu güzel huy ve ahlakından dolayı etrafında insanlar toplanmaya başlarlar. İşte insanların etrafına toplanması, hürmet göstermesi kişinin yolundan sapmasına, sapkınlığa düşmesine neden olur.

Hasan-ı Basrî (k.s.) bir gün dışarıya çıktığında bir grup insan ona olan saygılarından dolayı peşine takılmışlardı. Hazret onlara dönüp bir ihtiyaçları olup olmadığını sordu ve sözlerine şöyle devam etti: “Eğer bir ihtiyacınız yoksa gelmeyin. Çünkü böyle bir durum, müminin kalbini alt üst eder.”[2]

İşte gerçekten Allah (c.c.) katında makamı yüksek olan kişi Hasan-ı Basrî’nin (k.s.) davrandığı gibi davranır ve riyaya düşmekten korkar. İnsanların peşinden gelmesinden, o’na hürmet etmesinden, o’na hediyeler vermesinden korkar ve çekinir. İlim sahibi olup da insanların kendisine hürmet göstermesinden zevk alan kişi ayrıca din içine de nifak tohumları eker.

Allah-u Teâlâ Kur’an-ı Kerim de bu kişileri şöyle tarif etmektedir:

“Fakat siz dünya hayatını tercih ediyorsunuz. Oysa ahiret daha hayırlı ve daha devamlıdır.”[3]

“Hayır hayır! Siz dünyayı çok seviyor, ahireti ise unutuyorsunuz.”[4]

Gerçekten Allah (c.c.) katında yükselmiş olan kişiler insanların kendilerine hürmet etmesinden çekinerek, böyle davranışlara maruz kalmamak için çoğu zaman hicret etmeyi tercih etmişlerdir. Allah (c.c.) bizleri de salih âlimlerden eylesin inşAllah…

29/08/2014

Engin Dinç

KAYNAKLAR

[1] Maide Sûresi 39. Ayet

[2] İmam-ı Gazzali – İhya | Işık yayınları | Dr. Mehmet Yavuz ŞEKER | Sayfa: 243

[3] A’lâ Sûresi 16.17. Ayetler

[4] Kıyamet Sûresi 20.-21. Ayetler

Yorum yap, Bildir,

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.