Kişisel Gelişim

Es Selâmun Aleykûm,

Bilirsiniz şu psikolojik kişisel gelişim kitaplarını. İnsanlara, bazı sorunlarla karşılaştığı zaman nasıl davranması gerektiğini anlatırlar. Bu kitapları yazan insanları merak etmişimdir hep; acaba onlar bir sorunla karşılaşınca nasıl davranıyor ya da nasıl davranması gerektiğini nereden öğreniyor diye… Bu iki soruyu şıklar halinde ele alalım ve tespitlere göz gezdirelim.

1- Psikolojik kişisel gelişim kitapları yazanlar kendi sorunlarına nasıl yaklaşıyor?

Gözlemlerim bana önce ikinci sorunun cevabına götürdü. Yani önce ikinci soruyu sorup cevaplamak lazım geliyor.

2- Psikolojik kişisel gelişim kitapları yazanlar kendi sorunlarına nasıl yaklaşması gerektiğini nereden öğreniyor?

Bu tarz kitap yazan kişiler bolca okuyan insanlardan oluşuyor. Televizyon belasına boyun eğmemiş; “Televizyon izleyeceğim zaman içinde kitap yazarı olabilirim.” görüşümü kabul edip bu yolda giden kimseler, yani bilgili kişiler. Onları eleştirecek bile olsak bilgisiz, cahil gibi abes yakıştırmalar yapmak haddimize olmaz. Velhasıl dediğim gibi okuyan ve araştıran insanlar bu kimseler. Lakin büyük çoğunluğunun okuduğu eserler Uzakdoğu felsefesini ya da ateist yaklaşımla yazılmış; evrenle iletişim kurma teknikleri gibi konuları ele alan kitaplar. Parapsikoloji de ele alınan Telepati (Uzaduyum) gibi konuların anlatılmaya çalışıldığı eserleri okuyorlar. Artık bilindiği üzere bende kişilerin yan yana olmadan arada herhangi bir haberleşme cihazı ya da yöntemi olmaksızın iletişim kurabileceğini fakat bunu Telepatideki gibi beyin dalgalarıyla değil kalp ve sevgi bağıyla yapabileceğini öne sürüyor ve kabul ediyorum. Uzaduyumu bir kenara koyarak devam edelim. Benim asıl rahatsız olduğum konular Uzakdoğu felsefesi ya da evrenle haberleşme teknikleriyle sorunların aşılabileceğini öne süren kişisel gelişim yazarları. Bu tip eserlerde yazar genelde sorunu yok saymaktan, hayata bağlı olmaktan, hayatın güzel taraflarını görmeye çalışmaktan bahseder. Atalarımız bu yazarlara güzel bir söz söylemiş: “Davulun sesi uzaktan hoş gelir.”

Oysa sorun, yaşayan için içinden çıkılmaz ve acı vericidir. Hele ki ilk defa yaşıyorsa yani tecrübesi de yoksa tam anlamıyla bir yıkımdır. Belki oturup ağlamaktan hatta Rabbine isyan etmekten ve hatta intiharı aklından geçirmekten başka bir şey gelmez elinden. İşte bu durumdaki bir kişiye pozitif ol, hayata güzel tarafından bak, mutluluk üret gibi telkinlerde bulunmak sadece küfür yemenizden başka bir getiri sağlamaz.

Konuyu bir kaç örnekle daha iyi anlamaya ve içselleştirmeye çalışalım. Farz edelim ki bir kız nişanlısından ayrılmış olsun. O kız için artık dünyanın bir anlamı yoktur. Hayatta ki hiçbir şey anlam ifade etmez. Ne söylenen sözler, ne yapılan telkinler ne de ona kendisinin başkalarına nazaran daha şanslı olduğunu anlatmak fayda eder. Ona göre dünyanın en şanssız, en mutsuz insanı kendisidir. Artık hayatta tutunacak bir dalı, kimseyle bir sevgi bağı kalmamıştır. Bu psikolojideki bir kişiye; ağacın yeşilinden, doğanın güzelliğinden, gelecek yeni ve güzel günlerden bahsetmek saçmalık ve yalancılık olur. Sizin yemyeşil gördüğünüz bir çayır onun için kupkuru otlarla örtülüdür. Sizin aldığınız mis çiçek kokusu ona lağım kokusu gibi gelir. Kimi zaman güzel şeyler onu daha fazla yaralar ve hayattan koparabilir. Nişanlısı ile mutlu bir anını paylaştığı güzel bir parkı, kafeyi tekrar gördüğünde o an ile içinde bulunduğu bu anı mukayese ederek daha fazla hüzne dalabilir.

Kişisel gelişim denilen; psikolojik kandırma yöntemi dışına çıkmayan ve sadece zihni etkileme amacında olan yöntemlerden kurtulmayı ve kişisel gelişim yerine kişilik geliştirmeyi ve toplumsal gelişimi öneriyorum.

Bizim içine düştüğümüz darboğazlığın ve psikolojik sorunların ve bu psikolojik sorunlara bağlı topluma uyum sağlayamamanın başlıca nedeni vicdan muhasebemizi doğru yapamamamızdan, psikolojik gelişime önem verirken vicdani gelişimimizi geri plana atmamızdandır.

Yakın zamanlarda gündemimizi de çokça meşgul etmiş olan ve yüreklerde büyük bir yara açan Özgecan cinayetini ele alırsak; bu cinayeti işleyen kişilerin vahşiliği de şahıslarını insani bir düzeye çıkartamadıklarındandır. Bu ve benzeri olaylarda; “Psikolojik sorunları var” diye cezai indirime gitmek mantık dışıdır. Bir kişinin suç işlemesi zihinsel olgunluğunun yanı sıra vicdani yoksunluğunun da göstergesidir. Ceza verirken de vicdanına gereken eğitimi ve önemi vermediği için de suçlu sayılmalı ve onun için de ceza verilmelidir.

Bu gibi kişiler için kişisel gelişim kitapları okumak zihinsel gelişimini arttırır fakat ruhsal gelişimini arttırmaz. Onun için de kişisel gelişim kitapları okuyup; yoga yapmak yerine, Kur’an-ı Kerim gibi ilahi mesajları olan kitapları okumak ve üzerine düşünmek en doğrusudur. Bu, hem kişinin vicdanını geliştirir hem de üzerine yapılan düşünme kişinin kişiliğini ve psikolojisini geliştirir.

Yüce yaratıcı âlemi ve âlem içindeki tüm canlı varlıkları kendisine iyi bir kul olmalarını ve kulluklarını yenire getirirken de barış ve kardeşlik içinde yaşamalarını istemiştir. Lakin beşeri olan her şey gibi insanoğlu da şeytana mağlup olmakta ve özellikle kişiliği zayıf olanlar şeytanın tüm oyunlarına düşmektedir. Eğer kişiliği ve vicdanı sağlam bir insan olursanız şeytanla aranıza duvar örmüş olursunuz. Şeytan, o duvarı yıkmaya gücü yetmediğini anladığında sizinle zaman kaybetmek yerine uzaklaşıp, başkalarına musallat olmaya gidecektir. İşte burada da devreye toplumsal gelişim girmektedir. Kişisel gelişimdeki gibi kendi benliğini geliştirmek yerine toplum içinde faydalı işler yapıp; bir kişinin de iyi bir karaktere sahip olmasını sağlamak, şeytandan bir kişiyi daha kurtarmalıdır. Hem psikolojik hem vicdani olarak gelişim sağlamış bir topluma şeytan yaklaşamaz. Böyle toplumlar her zaman sağlam bir ruha sahip olur, dünyada örnek kabul edilir, güvenilir olurlar. Tarihte Eski Türk Devletleri, Osmanlı İmparatorluğu, Resullah Efendimiz’in (s.a.v.) başında olduğu İslam Devleti bunlara bir kaç örnektir.

Kısacası bir insan hem bireysel bencillikten kurtulmalı toplum için hizmet etmeli, hem de Uzakdoğu felsefesiyle oluşturulmuş kişisel gelişim kitaplarından sıyrılarak Allah (c.c.) sözü olan Kur’an-ı Kerim’i okumaya, anlamaya ve içselleştirmeye gayret etmelidir. İşte o zaman sağlam itikada sahip bir Müslüman, örnek, güvenilir ve kişilik sahibi bir birey olabilir.

Engin DİNÇ

30/03/2015

Yorum yap, Bildir,

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.