Herkes Rabbine Tapar

Âlemleri yaratan Rabbimizin bizi doğru yola iletmesi, doğru yolu buldurup da o yoldan döndürmemesi, âlemlerin sultanı Hazreti Muhammed’e (s.a.v.) sadık bir ümmet olmamızı sağlaması dileğiyle başlıyorum cümlelerime…

Pek de sevmediğim konular hakkında yine kelimeleri yan yana getirme çabasına giriştim. Siyaset…

Vakit öyle bir vakit ki ülkemizde kim haklı, kim haksız bilemiyoruz. Sadece haklıyı aramaktan ziyade kim adil, kim adil değil onu da bilemiyoruz. Mahkemeler, bilhassa hâkimler Allah’ın (c.c.) El-Adil[1] ism-i şerifinden aldıkları güç ile insanlar arasında adaleti dağıtma görevini üstlenmiş kişilerdir. Onların taşıdıkları yükün birçok kişiden daha ağır olduğu katidir. İşte bu yazımda muhatabım insanlar arasında adaleti sağlamakla mükellef olan hâkimlerdir.

Bir mazlum, bir zalimden zulüm gördüğü zaman hakkının kendisine iadesini talep etmek maksadıyla en güvendiği yere önce Allah’a (c.c.) başvurur. Allah (c.c.) mutlak ve muhakkak adil olandır. Lakin Allah (c.c.) adaleti sadece dünyada vermeyebilir. Çoğu zaman adaleti ahirete saklar. Çünkü kulunun dünyada çektiği sıkıntıyı, günahlarına kefaret kabul ederek onun için ahirette güzellikler inşa edebilir. Kişi aynı zamanda dünyada da adaletli olunmasını, Rabbinin kendisi için dünyada güzellikler ihsan etmesini isteyebilir. İşte bu talebini de Rabbin adaletini dünyada hâkim kılmayı kabul etmiş, kendisini bu konuda vazifeli görmüş olan hâkimlere yapar.

Hâkim bir konu ya da bir kişi hakkında karar verirken haklı olanın hakkını, haklıya vermelidir, güçlüye değil. Eğer böyle yapmazsa adil olmamış olur. Oysa Allah (c.c.) Kelam-ı Kadim olan Kur’an-ı Kerim’inde şöyle buyuruyor: “Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.”[2] İşte bu ayeti kerimeyi bilmesine rağmen bir kişi hakkı doğru gözetmeyip, haklının hakkını elinden alıp; güçlü olana veriyorsa bu kişi adil değildir. Oysa hâkimlik yapmak isteyen bir kişi; Rabbinin adaletini insanlar arasında sağlama sözü vermiş olur, peki bu sözü vermiş olmasına rağmen tutmayan kişi için ne demek gerekir? Ben onlar için şöyle söylüyorum: “Herkes Rabbine tapar, onun istediğini yapar.”

Yani kişi adalet gücünü Allah’ın (c.c.) El-Adil ism-i şerifinden alarak yapıyorsa, herkese eşit davranarak siyasi otoritelerin gücünden ve baskısından korkmadan ya da rüşvetini almadan adaleti dağıtır. Yok, kişi eğer adalet gücünü şeytanın elinden alıyorsa nefsi ne isterse, neyi arzu ederse, günaha yakın olan ne varsa onu yaparak adalet dağıtır. Zaten dağıttığına da adalet demek çok da doğru olmaz.

Hâkimlerin görevlerinin zor olduğunu söylemiştik. Evet, çok zordur; hem maddi, hem de manevi… Çünkü siyasi otoriteler günümüzde güçlerini yitirmemek adına hâkimlerin hak olan kararlarına müdahale etmektedirler. Bu müdahaleler üzerine de hâkimler makamlarını ve koltuklarını kaybetmemek adına siyasi otoritenin isteği yönünde karar vermektedirler oysa onların bu davranışları adil bir davranış değildir. Allah (c.c.) bu hususta Kur’an-ı Kerim de şöyle buyurmuştur: “Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa, Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın). Çünkü Allah ikisine de daha yakındır. (Onları sizden çok kayırır.) Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer (şahitlik ederken gerçeği) çarpıtırsanız veya (şahitlikten) çekinirseniz (bilin ki) şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”[3]

Bu açık bir adaletsizliktir ve bu adaletsizliği hâkimin yaptığı kadar siyasi otorite de yapmaktadır. İlahi âlemde bunun ilk karşılığı ise kul hakkıdır. Kişilerin her gün umursamadan insanlardan aldıkları bu kul hakkı ise Allah (c.c.) katında en önemli konulardan bir tanesidir. Bir kişi Allah (c.c.) için savaşıp şehit dahi olsa ona sorulacak tek soru vardır o da kul hakkıdır. Oysa bugün insanlar kul hakkı gözetmek konusunda çok gevşek davranmaktadırlar. Allah (c.c.) gerçekten Müslüman olanlara, gerçekten inanan kullarına kul hakkını korumak hususunda açık emirler vermiştir: “Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. İnsanların eşyalarını (mallarını ve haklarını) eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.”[4] Emirler bu kadar açıkken bir kişi Müslüman olduğunu iddia etmesine rağmen Allah’ın (c.c.) emirlerini yerine getirmek yerine sanki kendisine makamı verenin Allah (c.c.) değil de siyasi otoriteymiş gibi ondan korkup-çekinerek hareket etmesi ve kararlarını o yönde vermesi doğru değildir. Böyle davranan bir kişinin inancındaki samimiyetten de şüphe edilebilir. Allah (c.c.) Kelam-ı Kadim’in de samimiyetsiz o Müslümanları bize şöyle anlatıyor: “Azap size gelmeden önce Rabbinize dönün ve O’na teslim olun. Sonra size yardım edilmez. Farkında olmadan azap size ansızın gelmeden önce, Rabbinizden size indirilenin en güzeline uyun ki, kişi, “Allah’ın yanında, işlediğim kusurlardan dolayı vay hâlime! Gerçekten ben alay edenlerden idim” demesin. Yahut “Allah beni doğru yola iletseydi, elbette O’na karşı gelmekten sakınanlardan olurdum” demesin. Yahut azabı gördüğünde, “Keşke benim için dünyaya bir dönüş daha olsa da iyilik yapanlardan olsam” demesin. (Allah, şöyle diyecek:) “Hayır, öyle değil! Ayetlerim sana geldi de sen onları yalanladın, büyüklük tasladın ve inkârcılardan oldun.” Kıyamet günü Allah’a karşı yalan söyleyenleri görürsün, yüzleri kapkara kesilmiştir. Büyüklük taslayanlar için cehennemde bir yer mi yok? Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanları başarıları sebebiyle kurtarır. Onlara kötülük dokunmaz. Onlar üzülmezler de. Allah, her şeyin yaratıcısıdır. O, her şeye vekildir.”[5]

Sözün kısası diyecek olursak; adaletli olun. Allah’ın (c.c.) gazabı da affı kadar geniştir. Makamınıza zarar gelir diyerek dininizi satmayın. Hiç kimse Allah’tan (c.c.) daha güçlü değildir. Eğer siz başkasının gücünden korkarda adaleti hakkıyla dağıtamazsanız Allah (c.c.) ahiret günü sizin için adaleti hakkıyla dağıtır ve kul haklarını gasp ettiğiniz insanların haklarını sizden alır. O gün geldiğinde (Kıyamet günü) yerle bir olacak bu dünya için bunca günaha girmeye değmez. Allah (c.c.) bizi adalet yolundan yani kendi yolundan ayırmasın. Yüreklerimize de O’nun (c.c.) korkusundan başka korku, O’nun (c.c.) sevgisinden başka sevgi koymasın.

05/02/2015

Engin DİNÇ

KAYNAKÇA

[1] Manası: Mutlak Âdil. Tam ve sonsuz adalet Sahibi. Her şeyi yerli yerinde yapan. Allah’ın (c.c.) herkese hakkını veren, koyduğu âdil hükümleriyle zulme razı olmayan, zulmü ve zalimi sevmeyen.

[2] Bkz. Kur’an-ı Kerim – Nisa Suresi – 58. Ayet (Diyanet Meali)

[3] Bkz. Kur’an-ı Kerim – Nisa Suresi – 135. Ayet (Diyanet Meali)

[4] Bkz. Kur’an-ı Kerim – Hûd Suresi – 85. Ayet (Diyanet Meali)

[5] Bkz. Kur’an-ı Kerim – Zümer Suresi – 54-62. Ayetler (Diyanet Meali)

Yorum yap, Bildir,

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.