Vatan Sevgisi

Herkes vatanını sever; biz âşık oluruz.

Nasıl bir sevdadır bilir misin vatan sevgisi; bir kadının erkeği, bir erkeğin kadını sevmesi velhasıl kelam bir elif sevdası değildir. Böyle ızdırap vermez, seni terk etmez, sana kapris yapmaz, yüreğini genişlettikçe genişletir. Vatanım dediğin ne varsa, gördükçe seni daha fazla bağlar bu sevdaya…

Avuçları buruşmuş, nasır tutmuş anaların hamuru yoğurmasında, mis kokulu yufkasında gizlidir vatan sevdası. Kırlarda koşan çocukların sevinç çığlıklarında, bozkırlara yayılan koyunların, sığırların çan seslerinde gizlidir…

Bir sevda ki yürekte kabardıkça kabaran, iyiliği, doğruluğu elden ele yayan bir sevdadır bu. Canı seve seve feda edebileceğin ama sevdandan asla vazgeçemeyeceğin bir sevda…

Böyle büyüdük biz anam babam, böyle yetiştirdik kendimizi… Anasız, babasız, ağasız, kimsesiz durabildik de vatansız duramadık. Öyle sevdik ki bu toprakları, öyle sahiplendik, öyle bağlandık ki; elifinden, yârinden vazgeç deseler, dönüp bakmazdık yüzüne…

Hani dedim ya, herkes vatanını sever, biz âşık oluruz. Öyle sevdik işte. Öyle ölümüne, öyle çaresiz, öyle bağlı, öyle vazgeçilmez bir sevda bu…

Bedenim hayatta belki de, ruhum kaç kere öldü bilmem. Kaç kere serildi bu topraklara cesedim, kaç ağıt yakıldı ardımdan ve akıtılan kaç damla gözyaşı… Defalarca vuruldum, defalarca öldüm, yeniden dirildim bir vatan sevdası uğruna.

Öyle sevimlidir ki şu vatan dediğin, ne para doldurur yerini, ne ana, ne baba. Öylesine muhteşem ki damakta bıraktığı tat hiçbir lezzet dolduramaz yerini. Bazen İstanbul’da bir vapurdan simit atarsın martılara, bazen Şırnak’ta kurşun atarsın hainlere. İkisi de hak ettiğini yer…

Okursun, en önemlisi okursun. Seni sen yapan kültürünü okursun, dilini bilir, dinini öğrenirsin. “Oku” diye gelmiş en güzel emre uyar da okursun. Resulullah efendimiz gibi yaşar, hazreti Hamza gibi ölürsün. Adalet denildi mi hazreti Ömer, cesaret denildi mi hazreti Ali Olursun. Kılıcın Zülfikar, atın Burak olur. Vatanının her köşesine yayarsın doğruluğu. Türksün sen, çılgın derler sana da; mümin bu demek akıllarına gelmez…

Sen; selamun aleyküm dersin, kardeşin Ve aleykümselam ve rahmetullahi ve bereketuhu der… Bir yudum çay içer, hem dem olursun.

21.10.2018 | Engin Dinç

Dindar nesil mi, dini dar nesil mi?

Bizler aklı hür, vicdanı hür, kültürel, dini ve ahlaki değerlerine bağlı nesiller yetiştirmek isterken; ateist, deist, umarsız nesiller yetişmeye başladı. Dindar nesiller isterken dini dar nesiller yetişmeye başladı. Allah’a (c.c.) şükürler olsun FETÖ’ye karşı 15 Temmuz gecesi ve sonrasında bir çok alanda başarılar elde ettik lakin FETÖ’nün karşısında olduğunu iddia eden kimi FETÖ yamakları hala ahlaki yıpratma çabalarına devam etmektedirler. Bu yıpratmayı da sosyal hayat üzerinden yapmaktadırlar.

Bugün diziler, filmler, klipler ve özellikle kitaplar; ahlaksızlığı, dinsizliği, sapkınlığı ve sapıklığı zihinlere işleyen bilinçaltı mesajlarıyla doludur. Hatta kimi basımlar var ki bunlar doğrudan doğruya cinsellik ve sapkınlık içermektedir. Bu konuda ise en büyük görevi üstlenmesi gereken Kültür ve Turizm Bakanlığı’dır. Bu gibi basın ve yayın organları eliyle yapılan manüplasyonlar engellenmelidir.

Kuran emrinde, sünnet ışığında bir müslümanlık yaşayalım derken; “Aman ne olacak!” zinhiyetinde umarsız yaşamlar sürmeye başladık. Gençlerimiz üzerinde yapılan sosyal deneyler çok iyi analiz edilmeli ve Cumhurbaşkanlığı himayesinde bir Gençlik Başkanlığı kurulmalıdır. Bu başkanlık gençlerimizin gittiği yolları tespit etmeli, onları yolundan çevirmek yerine o pislik dolu yolu yolları temizlemeli, tabiri caizse güller ile donatmalıdır. Gençleri farklı etkinliklere yönlendirmeye çalışmak yerine onların asi ve özgür ruhlarına müdahale etmeden; yapmak istediklerini tespit ederek gittikleri yerler gizliden gizliye temizlemelidir.

Bugün internet ve sosyal medya, mobil uygulamalar, diziler, kitaplar, klipler ve buna benzer bir çok platformda fetişizm, nudizm, satanizm mesajları yayılmakta; inançsızlık bir üstünlük göstergesi gibi gösterilmekte, gençlerin asi ruhlarına işlenmektedir. Bizler ise gençlerin tüm zamanlarını geçirdiği bu platformları yok etmek ya da engellemek yerine mesajları değiştirmeli; birlik, beraberlik, namus, edep, ahlak, Resulullah gibi sevmek, doğruluk gibi mesajlar yerleştirmeli ve sadece mesajlar ile yetinmemeli böyle hayatlar da sürmeliyiz. İşte o zaman hedefimiz olan aklı hür, vicdanı hür, kültürel, dini ve ahlaki değerlerine bağlı nesiller yetiştirebiliriz.

Ülkemiz üzerinde oynanan oyunların ne denli büyük olduğunu ve her birimizin bu ülkenin bireyleri olarak bu oyunlara maruz kaldığımızı unutmamalı, “Mümin bir delikten iki kere sokulmaz.” hadis-i şerifi ile bize büyük bir öğüt veren Resulullah’ın öğütlerine, sünnetine uymalıyız. Bu duyarlılığa sadece sokaktaki vatandaşın değil, bu ülkeyi her anlamda temsil eden yöneticilerimizin de sahip olması gerekmektedir.

Engin DİNÇ

04/06/2018

Engin Dinç ATO Congresium’da…

Eylül Fuarcılık’ın düzenlediği Ankara ATO Congresium kitap fuarına bu yıl yüzlerce yayınevi ve yazar katılıyor. İlk kitabı Hiç (AŞK’ın Tarifi) ile gönüllere taht kuran Engin Dinç’te bu yıl ki Ankara kitap fuarında imza günü düzenleyenler arasında…

Yazar Engin Dinç, 17-18-24 ve 25 Şubat 2018 saat 14:00 – 16:00 arasında ATO Congresium Ankara Kitap Fuarı’nda Uyanış Yayınevi standında. Asma kat C/10’da siz okurlarıyla buluşuyor.

 

 

 

 

Engin Dinç, Haber Curcuna Dergisi İle Röportaj Gerçekleştirdi

Biraz sizi tanıyabilir miyiz?
 
1988 yılında İstanbul da dünyaya gelmişim, ücra mahallelerin ilk ve ortaokullarında çocukluğumu geçirdikten hemen sonra çalışmaya başladım. Yarım, dağınık, ekonomik zorluklar içerisinde geçti çocukluk ve ergenlik dönemim. Kendi ayaklarım üzerinde durmak için 19 yaşımda evi terk ettim. Roman olacak bir hayatım var aslında; sokaklarda yattığım dönemler de oldu, protokol masalarında lüks mekânlarda ağırlandığımda… 2011 yılında Adalet Bakanlığı’nda zabıt kâtibi olarak göreve başladım. Açık öğretim lisesi ve Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü mezunuyum. Şimdi ise öğrenim hayatıma Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Adalet Bölümü’nden devam ediyorum. Bir sonraki hedefimde hâkim olmak var. Sokaklardan, hâkimlik koltuğuna… Neden olmasın!
Yazar Engin DİNÇ, Haber Curcuna Dergisi Genel Yayın Yönetmeni, Yaşam Koçu ve Yazar Onur SANCAK ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdi. Röportajın tamamına Haber Curcuna Dergisi‘nden ulaşabilirsiniz.

Türkiye’de bilişimsel gelecek

“Gelecek hızlı gelecek” sözünü haklı çıkartan bir dönemde yaşıyoruz. Gelecek gerçekten de hızlı geliyor. Teknolojik gelişmeler ve bilişim; çağımızı oluşturuyor… Gelecekte dünyada söz sahibi olmak isteyen her devlet teknoloji ve bilişime ciddi önem verirken ülkemizin bu gelişimim gerisinde kalması, Osmanlı Devleti’nin Lale Devri’nde yaptığı hataları tekrar etmek olacaktır.

Dünyada son dönemde yaşanan teknolojik gelişmeler arasında uzay araştırmaları, nano teknoloji ve yapay zekâ ilk sırada sıralanabilecekler arasındadır. Dünyadaki teknolojik gelişmelerle ülkemiz kıyaslandığı zaman hala gelişimin gerisinde kaldığımızı üzülerek belirtmek istiyorum. Fakat geride kalmamızın asıl sebebi ülkemizde nitelikli ve yetenekli kişilerin olmaması değil aksine yeni girişimcilere maddi ve manevi desteğin verilmemesidir.

Yerli uçak, tank, helikopter ve son gündem konumuz otomobil… Evet, bunların her biri harika işler fakat uçakta, tankta, helikopterde kullanılan ve üretimi yapılması planlanan yerli otomobildeki yazılımlar ne kadar özgün, ne kadar yerli?

Mekanik aksamı fabrikalarda üretmenin yanı sıra bu mekaniğe komut verecek, beyin vazifesi görecek olan yazılımları da üretmeli, üretmek isteyenlere de sonsuz destek vermeliyiz. Özellikle kamu kurumlarının yazılımlarının tamamı yerli, kodlama dilleri yerli ve özel kriptolu olması gerektiğini düşünüyorum. Son zamanlarda NSA destekli olduğuna da inandığımız kimi virüslerin kamu sistemlerinde kol gezdiği, parametrelerle tüm bilgileri kaynağı belirsiz hafızalara aktardığını gördük. Bu durumun başlıca kaynağı kullanılan kodların ve yazılım dilinin tüm dünyada bilinen ve kullanılan, açıkları çok olan yazılımlar ve yazılım dilleri olmasıdır. Oysa devlet olmanın, millet olmanın en önemli unsuzlarından bir tanesi özgünlüktür.

Facebook’un ürettiği iki yapay zekâ yazılımının kendi aralarında bir dil üretmeye başladıklarının ve insanların anlamadığı kelimelerle konuşmaya başladığını haberlerde çokça gördük. Bill Gates başta olmak üzere birçok uzmanın yapay zekânın zararından bahsededursun geleceğin vazgeçilmez gelişimlerinden bir tanesi yapay zekâ olacak, bir zekânın kontrolü için de bilişimsel bilinçaltı mesajları üretilecektir. Yani, yapay zekâyı da bilinçaltı mesajlarla yönetmek ve kontrol etmek isteyenler olacak, virüs üretir gibi bilişim bilinçaltı mesajı üreteceklerdir. İyi niyetli insanlar olduğu kadar maalesef kötü niyetli insanlar da vardır. Bu nu belki de kötü niyet olarak düşünmek yerine dünyayı yönetmenin bir yöntemi olarak düşünmeliyiz.

İşte benim değinmek istediğim asıl konuların başında gelen budur. Belki de ilk defa bu yazıda dile getirilen bilişimsel bilinçaltı mesajlarını üretme fikri… Gelecek teknoloji denildiği zaman akla nano teknoloji, yapay zekâ vs. yeterince geliyor, fakat biz dünyadaki teknolojinin ve bilişimsel gelişimin önüne geçmek istiyorsak onların ürettiklerinin aynısını ürettiğimiz gibi o sistemleri de ele geçirebilecek sistemler üretmeliyiz.

Göktürk 2 uydusunun fırlatılmasıyla uydu savaşlarına katılan ülkelerden birisi olduk. İnsanlar uyduyu sadece görüntü alma makineleri olarak bilseler de aslında çağımızın en önemli savaş silahlarından bir tanesidir. Çünkü uydular diğer uyduların sistemlerini deaktif edebilir, gerçekdışı görüntü almasını sağlayabilir, yalan istihbarat verebilirler.

Demem o ki, Türkiye artık yapay zekâ yazılımlar üretebilen, kamu kurumlarında yerli ve milli yazılımlar kullanan, özel kriptolar üreten, yerli yazılım dili üreten hatta üretilmiş olanların açıklarını tespit edip kendisi de o yazılımlarda açık oluşturabilen bir devlet haline gelmelidir. Eğer böyle olmazsak dünyanın en büyüğü olma hayalini birkaç nesil daha kuracaktır.

Engin DİNÇ

04/11/2017

Miş gibi yaşamak

Sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle akraba ve arkadaşlarımızla daha fazla etkileşim içine girmeye, özelimizi daha fazla paylaşmaya başladık. Bu başlama aslında içinde gizli bir bitişi de saklıyor…

Sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle mışlı, mişli yaşamlar türemeye başladı. Ailevi sorunlar, psikolojik problemler; sosyal medyada paylaşılan fotoğrafların gizli köşelerinde çığlık çığlığa ben buradayım der oldu.

Hane içinde yaşanan problemler eskiden ev büyüklerine bile hissettirilmez, içinde çözülmeye çalışılırdı. Problem biraz daha büyürse yakın aile büyükleri işin içine girer; arabuluculuk görevi üstlenir ve bu durum başkalarına hissettirilmeden çözüme kavuşturulmaya çalışılırdı. Fakat günümüzde bu durum sosyal medya etkisiyle biraz daha değişik bir boyut kazanmaya başladı. Bu boyutta da bireyler dışarıya mutlu havası vermek isteseler ve bu durum uzmanların gözünden asla kaçmıyor. Uzmanların dışavurumlarıyla da birçok insan, arkadaşının, akrabasının aile hayatına özel bir merakla yaklaşıp, sebepsiz bir “Acaba neler oluyor?” merakına düşüyor; araştırmaya başlıyorlar.

Bu konuya yaşanmış bir örnekle devam etmek istiyorum. Uzak akrabalarımdan bir kadın eşiyle büyük sorunlar yaşıyor. Öyle ki eşi eve gelmiyor, başka kadınlarla birlikte oluyor, eve geldiğinde de bu kadına şiddet uyguluyor. Fakat bu kadın mazoşist bir duyguya kapılmış olacak ki adama karşı kendisini korumak veya savunmak yerine her zulmüne seve-seve katlanıyor. Sosyal medyada da her zaman beraber ve mutlularmış gibi fotoğraflar paylaşıyor. Öyle ki kocası; başka bir kadının evindeyken bu kadın ünlü bir restoranda sahte konum yöntemiyle yer bildirimi yapıyor ve “Kocacım beni yemeğe çıkardı” gibi bir paylaşımda bulunuyor. Oysa evde minik kızıyla birlikte yapayalnız oturmakta…

Evet, bu ve benzeri birçok konuda sosyal medya bizim sosyal ve psikolojik sorunlarımızı ortaya dökmektedir. Bu olayda sosyal medya arkadaş ve akrabalara yalan söyleyebilmenin en kolay yolunu sağlamaktadır. Sosyal medya bu kadın için kendini kandırma ve zulme daha fazla katlanabilme olanağı sağlamaktadır.

Teknolojinin hayatımıza girmesiyle ilişkilerimizde de değişmeler meydana geldi ve teknolojik gelişmeler daha hızlı devam edecek ve daha fazla birbirimizden kopmamızı sağlayacak. Gelecek teknolojilerden bahsedecek olursak; nano teknolojiler ve yapay zekâ ile bir kişi kendisine bir bilgisayarı yakın arkadaş edinebilecek, kalkıp bayramlaşmaya köye, akrabaların yanına gitmek yerine tüm görüntüsünü oraya iletebilecek ve onların yanındaymış gibi sohbet edecek, gezecek, el öpecek, bayramlaşacak…

Aslında bizim en önemli sorunumuz; anı yaşayamamak…

İçimizde her konuda bir huzursuzluk ve kaygı var. Bir konsere gittiğimizi var sayalım. Sevdiğimiz ünlü şarkıcı bu akşam konser verecek oysa biz daha öğlen olmadan konser alanına gitmek için yola koyulduk çünkü geç kalırsam kaygımız var. Konser alanına geldik hemen en ön sıralara doğru kalabalığı yara-yara ilerliyoruz çünkü arkadan net göremem kaygımız var. En öne geldik, şarkıcı birazdan sahneye çıkacak biz ise hemen telefonumuzu çıkarttık ve kamera ayarlarımızı yapıyoruz, hafızadan yer boşaltıyoruz çünkü çekim yapamazsam kaygımız var. Şarkıcı sahneye çıkar çıkmaz daha yüzünü görmeden kayda başladık, sosyal medyada canlı yayınlar yapmaya başladık çünkü herkese gösterme, ben buradayım deme kaygımız var. Konser bitip eve gittiğimizde de kaygılarımız hep devam edecek… Neden mi? Anı yaşayamadık biz, sebepsiz ve anlamsız kaygılarla mutlu olamadık, anı yaşayamadık. Telefonumuza kaydettiğimiz o kaydı birkaç gün sonra hafızada yer kalmadı bahanesiyle sileceğiz.

Daha mutlu, daha gerçek yaşayan insanlar olabiliriz…

Sosyal medyadan uzak kalarak yapın bunları diyenlerden olmayacağım ama sosyal medyayı daha gerçek, daha faydalı işler için kullanarak bunu gerçekleştirebiliriz. Ben 2006 yılından bu yana sosyal medya kullanan bir yazar ve sosyal medya uzmanıyım fakat bu güne kadar hiç canlı yayın yapmadım, paylaştığım video sayısı 10’u geçmez. Paylaşımlarımda hep bir sosyal sorumluluk, kitap, dergi, edebiyat vardır. Siyasi konulardan olabildiğimce uzak dururum. Çünkü siyasiler kazanırken sen akrabanı, yakın dostunu sırf siyasi görüşün sebebiyle kaybedebilirsin. Sosyal medya dâhil her platformda Yunus Emre’nin dediği gibi; “Gönüller yapmaya geldim.” diyerek yaşamalı, insanlara böyle yaklaşmalıyız. O zaman daha mutlu olacağız.

Sosyal medyayı; gerçek hayatımızda yaşadığımız sorunları arkadaş ve akrabalardan gizlediğimiz yalancı mutluluklar platformu olarak kullanmak yerine daha faydalı ve daha gerçekçi kullanmak belki sorunları yok etmez ama içimizi daha da rahatlatacağından, kendimizi daha fazla sevmemizi sağlayacağından şüphem yok…

Engin DİNÇ

28.10.2017

Memura psikolojik baskı kumpası

Vatansever, devletine hizmet eden, gerektiğinde gecesini gündüzüne katan, FETÖ/PDY’ci kumpasçıların oyunlarına maruz kalan memurlar da yakılmaya çalışılıyor.

Devletin son dönem politikaları arasında devlet memurlarının akıllarındaki “garanti iş” mantığını yıkmaya çalışmaktadırlar. Bu politikayı kısmen haklı buluyorum. Fakat bunu yaparken de bir bakıma kumpas yolu açılmakta, CIA-FETÖ/PDY ortaklığına bilinçsizce hizmet edilmektedir.

Cumhurbaşkanımızın yerli araba üretimi konusunda harekete geçildiğini duyurduğu şu günlerde birileri ülkemizin içindeki FETÖ/PDY unsurlarını temizliyormuş gibi görünerek; devletimizin yanında ve hizmetinde olan personellerine karşı psikolojik harp ve yıpratma politikası uygulamaktadır. Bu sayede muassır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkma yolunda hızla ilerleyen Yüce Türk Devleti’nin toplum üzerinde baskıcı bir politika izlediği, halka zulüm ettiği mesajı bilinçaltına işlenmeye, yönetim ile halk arasında gerginlik yaratılmaya çalışılmakta; iktidar terörist ilan edilmek istenmektedir. ABD’nin Irak başta olmak üzere birçok devlete “terörist yönetimi var” bahanesiyle askeri müdahale de bulunduğunu hatırlatmak isterim.

Çalışan ve vatanına en iyi hizmeti vermek için asgari gayret içerisinde olan devlet memurlarının daha iyi korunması, fiziki ve ekonomik şartlarının daha da iyileştirilmesi gerekirken üzerlerinde psikolojik baskı kurmak, mobing uygulamak ve bu sayede devleti idare edenler ile devlete hizmet edenler arasında küskünlük oluşturmak ileriki zamanlarda devletimizin maddi bütünlüğüne zarar verecek adımların temelini oluşturmaktır.

Gelişen, düşünen, karar veren ve uygulamaya koyup sonuçlandırmak isteyen genç beyinler, kimi kesim ve amirlerce baskı altına alınma yoluyla sindirilmekte, gelişim ve olumlu yönde değişim engellenmek istenmektedir. Bu durumun, silahla elde etmek istedikleri devletimizi alamayanların yeni bir oyunu olduğunu düşüncesindeyim.

Ülkesini her zaman düşünen, kullandığı bir kağıdın bile hesabını ödeyeceğini inanarak çalışan kişilerin bu denli psikolojik harbe maruz kalması doğru olmadığı gibi bu harbi uygulayanların bağlantılarının ve kim olduklarının iyi araştırılması gerektiğini düşünüyorum.

Hun İmparatorluğu’ndan, Selçuklu’dan günümüze kadar; iman, itikat ve sadakat ile büyüyen; dünyaya adalet ile hükmeden milletimizin yok olmasını binlerce yıldır hayal edenlere karşı ülkemizin içinde veya dışında hangi makam ve mevkide olurlarsa olsunlar dik duruş sergilenmeli, hak yolda olan yöneticilerimizin arkasında durulmalıdır. Aynı şekilde hak yolda olan memurlar da amirlerince korunmalıdır. 15 Temmuz 2016’da yaşanan vahim ve hain olayda bir hilal uğruna;her makam ve mevkiiden tek bilek olan milletimiz gibi bugün de, yarın da tek bilek olunabilmelidir. Kumpasla sımsıkı tutan ellerimizin arasına yağ damlatan, kaydırmaya çalışan, ayırmaya çalışanlara taviz verilmemelidir.

Hainlerin bir bir tespit edilip kamudan uzaklaştırılmasıyla, onların batırdığı işleri temizlemeye çalışarak; gecesini gündüzüne katan, bunu yaparken de devletin kuruşunu ziyan etmemeye çalışan memurlara karşı uygulanan psikolojik baskı bahsettiğim gibi yeni bir FETÖ/PDY oyunudur.

Saygılarımla…

Engin DİNÇ

03.11.2017

15 Temmuz; bir gece üç galibiyet

15 Temmuz 2016 günü ülkemiz; asırlarca adını unutturmayacak bir ihanete ve bu ihanete karşı gösterilmiş cesarete şahitlik etmiştir. Tapınak Şövalyelerinin İslam dinine saldırıları ve Tapınakçıların oluşturduğu yapay Müslümanların ülkemizin varlık ve bütünlüğüne yaptığı saldırı, milletimizin feraset ve cesaretiyle yerle bir edilmiştir. 15 Temmuz 2016 günü dünyayı karanlığa sürüklemek isteyenler için bir mağlubiyetken, dünyayı ve insanlığı aydınlığa çıkartmak isteyenler için zaferler zinciri olmuştur. Zaferler diyorum çünkü bu zafer sadece siyasi bir zafer değil aynı zamanda ekonomik ve dini bir zaferdir de…

15 Temmuz Siyasi Zaferi

Bu yakıcı ve karanlık gecede abdestlerini alıp sokaklara dökülen binlerce vatansever, demokrasi ve özgürlüğünü hain ellere teslim etmemek için canlarını ortaya koymuşlar; tanklara, uçaklara karşı tırnaklarını bir aslan pençesi gibi kullanarak zafer kazanmışlardır. Bu zafer Siyonistlerin, Tapınak Şövalyelerinin yüzlerce yıllık bir planını boşa çıkartmıştır. O gece hainler milletimizin kolay lokma olmadığını bir kez daha anlamışlardır. Tabi ki her zaman milletimizin birlik ve beraberliğine zarar vermek için ellerinden geleni yapacaklardır. Biz bu konuda tedbirimizi alıp, takdiri Allah’a (Celle Celaluhu) bırakmalıyız.

15 Temmuz Ekonomik Zaferi

Hain gecede abdestini alıp sokaklara dökülen binlerin yanı sıra bankalardaki dövizlerini bozdurup mağazalara, otomatik para makinelerine koşanlarda olmuştur. Bu kişilerin bir kısmının yüreğinde; “Erdoğan’dan kurtulduk” mutluluğunun varlığı, ihanetin ne denli büyük olduğunu gösteriyor bizlere… Bilmeden bankalardaki dövizlerini bozduranlar 15 Temmuz askeri darbe girişiminin başarısız olmasıyla Tapınakçıların devreye sokacakları B planı olan ekonomik yaptırıma karşı tedbir oluşturmuştur. Dövizlerin Türk Lirası’na dönmesi ve birkaç gün içinde Türk Lirası karşısında değerinin artmasıyla tekrar dövize dönüş sağlanamamış, piyasada Türk Lirası artmış ve Türk Lirası dünya piyasasında daha fazla söz sahibi olmaya başlamıştır. Birçok firma döviz üzerinden yaptığı ticaretten vazgeçerek Türk Lirası üzerinden ticaretlerine devam etmişlerdir. Bu sayede piyasada Türk Lirası dönmeye başlamış; o gece hainler farkında olmadan “Al, ver ekonomiye can ver” ekonomi politikasına yardımcı olmuşlardır.

15 Temmuz Dini Zaferi

Belki de kazanılmış en önemli zafer bu zaferdir… Binlerce yıllık bir intikamı alma ateşiyle kavrulan Tapınakçı hainler; İslam’ın son halifelik kalesinin egemenliğini ellerine almak için sahte Müslümanlar oluşturdular. Bu oluşum için 40 yıl sabırla beklediler ta ki 15 Temmuz 2016 gününe kadar… Artık zamanın geldiğini düşünüp; Ayasofya’da tekrar çanların çalmasını dileyen hainler böylesine büyük bir imanla karşılaşacaklarını hiç düşünmemişlerdi. Çünkü bu 40 yıl boyunca milletin çözülmesi için ellerinden geleni yaptılar, her psikolojik savaşı uyguladılar. “Artık darbe mi kaldı!” söylemleriyle insanları darbe olma ihtimalinden uzak tutmak ve tedbir almalarını engellemek istediler. “Şimdiki gençlerden adam olmaz” safsatasıyla gençlerin iradelerini kırmaya çalıştılar. Bunlarla da yetinmediler; önce türbanlı kadına sokakta içki içirdiler, porno filmlerinde kadınları türbanlı gösterdiler sonra da “Dindarlar böyle işte” dediler. Sahte hocalar çıkartıp hocaların sapık hayatlarını övdüler. “Dindar olabilirsin ama bunu sende yapabilirsin, her şey günah olmaz ki…” mesajı vermek istediler. “Hadisler yalan” diyerek halkı ilmi münakaşalara düşürmeye ve bölmeye çalıştılar. Dünyanın her yerinde “Müslümanlar terörist” dediler fakat hep Müslümanları öldürdüler. Oysa terörist dediği Müslümanlar kaç tane Hıristiyan, kaç tane Yahudi’yi öldürdü? Bu hainlerin psikolojik oyunlarına, yürüttükleri psikolojik harekâtlara karşı uyanık olmalıyız.

Peygamber efendimiz (Sallahu Aleyhi ve Sellem) bir hadisinde şöyle buyuruyor: “Müslüman bir delikten iki kere ısırılmaz.” Bu güzel öğüdü aklımızın bir köşesinde her zaman tutmak dileğiyle…

16/07/2017
Engin Dinç

Facebook sizi takip ediyor

Geçenlerde internette gezinirken işgüzar bir arkadaşın videosunu gördüm. Videoda kendince Samsung’un telefonların bataryasının arka kısmına yerleştirdiği bir çiple kullanıcıları takip ettiğini iddia ediyor ve çipi yerinden söktüğünde de bu takipten kurtulduğunu söylüyordu. Cahillik mi dersiniz yoksa kurnazlık mı bilemedim. Cahillikse kendisini rezil ediyor ama kurnazlıksa da buna inananların videoyu paylaşmasıyla milyonlarca kişiye ulaşarak kendisi için iyi bir PR çalışması yapmış oluyor. Öncelikle o işin aslını anlatalım sonra da takibin gerçeğinden bahsedelim. Samsung telefonların bataryaların arkasında bulunan çip aslında NFC etiket çipidir. Ülkemizde pek kullanılmasa da birçok ülkede NFC etiketleri ile dokunmadan birçok işlemi yapabiliyorsunuz. Örneğin; televizyon açma, ışıkları yakma, kapıları kilitleme ve benzeri gibi… Bu arkadaşın da bataryanın arka kısmından söktüğü aslında takip çipi değil, NFC etiket çipidir.

Gerçek takip nasıl oluyor?

Özellikle akıllı telefonların çıkmasıyla takip işi epeyi kolaylaştı. Siz bile basit bir uygulama geliştirerek istediğiniz bir kişiyi takip edebilir duruma geldiniz. Bu durumu kendisi için fırsata çevirenler de var tabi ki… Örneğin; telefonumuza yüklediğimiz Facebook uygulaması kullanıcılarını takip ediyor. Hemen aklımıza istihbarat gelmesin. CIA fantezileri kurmaya başlamaya gerek yok. Tabi ki Facebook bu tarz işler yapmıyor demiyorum ama konumuz farklı…

Facebook’un takibi bir ticari istihbarat

Facebook uygulaması, kullanıcının nelere baktığını, internette neleri aradığını, hangi konumda bulunduğunu ve Facebook uygulamasını kapattıktan sonra hangi sosyal medya uygulamalarını kullandığını ve bunu ne sıklıkla yaptığını kayıt altına alıyor. Bu sayede Facebook, gelecekte kişiye göstereceği reklamları buna göre ayarlarken, kendi uygulamasında yapması gereken yenilik fikirlerini de almış oluyor. Bunun en belirgin örneği Periscope uygulamasından yola çıkarak Facebook’un da canlı yayına başlaması olmuştur. Yine kendisinden sonra ziyaret edilen uygulamalara alternatif üretmek isteğinde olduğu kadar o uygulamayı satın almayı da planlayabilmektedir. Buna da WhatsApp ve İnstagram örnek gösterilebilir.

Gerçek istihbarat yapılıyor mu?

Evet, yeni yaşanan bir olayda WhatsApp üzerinden çocuk pornosu dağıtan; İspanya’da 11, Kolombiya’da 7, Bolivya’da 7, Brezilya’da 3, Şili’de 4, Kosta Rika’da 3, Dominik Cumhuriyeti’nde 2, Guatemala’da 2, Meksika’da 2, Paraguay’da 2, Venezuela’da 2, Uruguay’da 2, Panama’da 1, Nikaragua’da 1 ve İtalya’da 1 olmak üzere toplam 50 kişi tutuklandı. Bu da bize gösteriyor ki, yasadışı bir faaliyet yapmaya kalktığımızda yaptığımız işlem bilgisi en kısa sürede emniyet güçlerine iletiliyor. Özellikle uygulama konum bilgimizi de alarak emniyet güçlerinin bizi bulunduğumuz yerden almasına yardımcı oluyor.

Bunun dışında bilmediğimiz, bize söylenmeyen ya da daha keşfedemediğimiz neler var acaba?

13/07/2017
Engin Dinç

Dil Belası

Düşün; çok zengin bir adam kendisine güzel söz söyleyene hediyeler dağıtıyor. Kimisi araba aldı, kimisi ev aldı, kimisi külçe külçe altın aldı sıra sana gelince de eline kırık, kirli bir plastik saksı parçası verdiler. Senin değerin bu dediler. Ne hissedersin? Eğer konuşurken hesabını yapmadan konuşursan büyük mükâfat beklerken elinde değersiz bir saksı parçasıyla kala kalırsın…

Konuşurken; o söz sana söylense alınır mıydın diye bir düşün. Alınmaya müsait bir söz ise ve sen bu söz sana söylense alınmayacak olsan bile karşındakine söyleme çünkü o söz fuzulidir. Fuzuli söz söylemek israftır; israf haramdır.

Dört çeşit söz vardır

  • Hepsi zarar olan söz.
  • Bir kısmı zararken bir kısmı fayda olan söz.
  • Ne faydası ne zararı olan söz.
  • Hepsi fayda olan söz.

Bu dört sözden ilkini söylemek seni direkt felakete götürür. Dil insanı ipten alır, ipe götürür diye bir tabir vardır. Bu söz insanı ipe götürür.

İkinci söz faydasız sözdür. Zararı faydasını götürür elinde bir şey kalmaz. Bu sözden uzak durmalıdır.

Üçüncü söz fuzuli sözdür; zaman israfıdır.

En iyi söz dördüncü sözdür. Bu sözü de uzatmak israftır; haramdır. Kısa söyleyip güzel konuşmak nimettir.

Görüldüğü üzere dört söz düşünüp sadece birini konuşmak gerekirken bizler bir düşünüp dört konuşuyoruz. Bu konuşmalarımızın da çoğu yalan, gıybet, iftira, boş söz…

Konuşurken ben ile değil sen ile konuşmak gerekir. Bencillik ile değil sencillik ile konuşmak gerekir. Karşımızdakini incitmeden, zarar vermeden, yalan söylemeden konuşmak gerekir. Faydasız söz söyleyip zamanı harcamadan söylemek gerekir. Söylenen sözden bir nimet alıp bir nimet vermek gerekir. Sözü söylemeden evvel kalbe indirip bir süzgeçten geçirmek gerekir. “Bu sözü söylersem acaba karşımdaki üzülür mü, bir hassasiyetine dokunur mu?” diye düşünmek gerekir. “Bu sözde fayda var mı?” diye tartmak gerekir. En çok da sûkut etmek gerekir.

Peygamber efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyor: “Mâlâyâniyi (kendisine bir fayda vermeyen söz ve işleri) terk etmek, kişinin Müslümanlığının güzelliğindendir.”

Hz. Davut (Aleyhisselam) şöyle buyuruyor: “Söz gümüşse, sûkut altındır.” Altın kıymetlidir. Nefis uğruna altını teneke ile değiştirmemek dileğiyle…

08/07/2017
Engin Dinç